10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 22:01
İsmi belirsiz bir imparatorlukta geçen hikayede, aslında en büyük çatışmanın dışarıdaki “barbarlarla” değil, içerideki korkularla ve kurulan düzenle olduğunu görüyoruz.Kitap boyunca en çok etkileyen şeylerden biri de şu oldu: “Barbar” dediğimiz kim? Gerçekten dışarıda bekleyen bir düşman mı var, yoksa biz kendi korkularımızla mı o düşmanı yaratıyoruz? Kulüpte yaptığımız tartışmalarda da bu soru bambaşka yerlere evrildi. Kimi için yargıç bir vicdan temsilcisiydi, kimi içinse geç kalmış bir yüzleşmenin sembolü… Tam da bu yüzden bu kitabı birlikte okumak çok daha anlamlıydı. Aynı metnin içinde bu kadar farklı duygu ve düşünceye yer açabilmek gerçekten büyüleyici. Romanın merkezinde aslında tek bir mesele var: Bir düzen, kendini sürdürebilmek için neye ihtiyaç duyar? Cevap rahatsız edici derecede basit: bir düşmana. Kitaptaki imparatorluk, sınırın ötesindeki göçebeleri “barbar” ilan ederek kendi varlığını meşrulaştırıyor. Albay Joll bu mekanizmanın en çıplak hali. Onun için gerçeklik diye bir şey yok, itiraf varsa suç vardır. Suç yoksa da yaratılır. Yargıç karakteri ise kitabın en kritik kırılma noktası. O bir kahraman değil. Tam tersine, sistemin içinde yaşamayı seçmiş, konfor alanına alışmış biri. Onu sarsan şey, bir anda “kötülük”le karşılaşması değil; zaten hep orada olan şeyi artık görmezden gelememesi. Ve kitap tam burada sertleşiyor… Bu yüzden romanın asıl meselesi “devletler kötüdür” gibi yüzeysel bir şey değil. Daha derin ve daha rahatsız edici, İnsan, düzen bozulmasın diye neyi görmezden gelir? Hangi noktada susmak, suçun parçası haline gelir?
Barbarları BeklerkenJ. M. Coetzee · Can Yayınları · 20192,054 okunma
·
29 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.