Özünde ırkçılık ve sömürgeciliği ele alan bir politik alegori Barbarları Beklemek. Fakat, Coetzee karakterlerin psikolojik tahlillerini o kadar derinlikli işlemiş, gerek olayların aktarımında gerekse
Bilinmeyen bir imparatorlukta bilinmeyen bir kasabadayız. Bilinmeye, adının konulmasına gerek yok. Dünyanın bütün kıtalarından yüzlerce ülke adı çıkarıp liste yapsak, hepsine uyar çünkü anlatılanlar.
Hayali bir imparatorluk sınırlarında geçen roman, imparatorluğun uç kısımlarında yaşayan sözüm ona barbarların!!! ayaklanmalarının bastırılması için civara gönderilen gamsız ve acımasız bir albayın barbar diye tabir ettikleri masum olan insanlara karşı yapmış olduğu zulmü ve işkenceleri anlatmaktadır. Roman o bölgede görevli ve civara aşina olan bir sulh hakiminin gözü ile anlatılmaktadır. Güzel bir kitaptır. Tavsiye ederim.
J. M. Coetzee’nin Barbarları Beklerken adlı eseri, insanlık durumuna dair bir kırılma noktasının resmini çizen, derinlikli ve sarsıcı bir roman. Bir anlamda, barbarlık ve medeniyet arasındaki ince
Barbarları Beklerken Coetzee’den okuduğum ilk kitap oldu. Tatar Çölü havasını hemen her bölümde hissettiğim romanda, isimsiz sulh hâkiminin ağzından bir sınır kasabasında yaşanan dramatik olayları
Demir Çağı dan sonra yazardan okuduğum üçüncü kitap .
Barbarları Beklerken Güney Afrikalı olan yazar kitaplarında mutlaka Güney Afrika’ya göndermeler yapar.
*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*
Kitapta olaylar hayali bir imparatorlukta geçer.Geniş topraklara yayılmış imparatorluğun en uzak bölgesinde yaşayan Barbarlar güya ayaklanmak üzeredir ve imparatorluğa baş kaldırmıştır. Barbarları bastırmak üzere gönderilen Albay ve askerleri bölgede büyük bir kıyım ve vahşet başlatırlar.İnsanlara korkunç işkenceler yaparlar.Kale surlarının dışında yaşayan ilkel yerli halk kasaba halkı ile ticaret ilişkisi sürdürüp barış içinde yaşarken Albayın tanımı ile barbarlar,Albay’ın kışkırtması ve algı ile büyük bir kıyıma uğrarlar. Bir süredir başkentte barbarların silahlandığı ve isyan çıkartmak istedikleri söylentileri yayılır.
*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*
Olayları o bölgede yaşayan görevli Hakimin ağzından dinliyoruz.Kitap masum bir halkın nasıl kıyıma uğradığını anlatırken aynı zamanda orta yaş dönemine gelmiş hakimin aşk hayatını ve erkeklere özgü yaşlılık dönemlerinde yaşadıkları cinsel sorunları da anlatmaktadır.
*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*
2003 Nobel Edebiyat Ödülü alan yazar bu kitabı ile 1980’de Güney Afrika’daki büyük bir saygınlığı olan Central News Agency Edebiyat Ödülü’ne değer görülmüş.
*_*_*_*_
”Bir imparatorluk ordusunun yaylar, oklar ve paslı tüfekler kullanan, çadırlarda yaşayan, hiç yıkanmayan, okuma yazması olmayan adamlar tarafından yok edilebileceğini kimse kabullenemiyor…”
*Bence kitabın özeti bu olsa gerek…
An itibariyle Barbaları Beklerken'i bitirmiş bulunmaktayım, zaman zaman kopmuş olmakla birlikte genel olarak benim için oldukça sürükleyici bir serüvendi. Bazı bazı noktalarda dalıp olayı kaçırdığım oldu, kitabın soft geçişli anlatımı buna biraz müsait olmakla birlikte sanıyorum ki odaklanma konusunda da ek çaba sarf etmem gerekiyor genel olarak. Kitaba başlarken bir beklenti taşıyor muydum ama esasen okumayı dilediğim başka bir kitap olduğundan ilk etapta biraz isteksiz başladım. Yazar orta yaş sonrası erkek bir bireyin kendisiyle ilgili gözlemlerini, kendini çözme serüvenini tüm çıplaklığıyla vermiş hissettiğim. Temel olarak itiraf etmek gerekirse bu yaşlarımda, ana karakter yaşlarındaki karşıt cinsle ve mevcut şartlar dahilinde oluşmuş genel fikirlerimin çoğunluğunu kapsıyor. Bu sebeple kimi zaman iç tahlilleri kendim yazsam anca böyle olurdu dediğim çok nokta oldu, bu sebeple kitabı sevmiş olabilirim. Kitaptaki betimlemleri oldukça sevdim ve hissettim, şartlarıma tezat olarak o bunalımı, nemi, sıcağı ve çölü hissettim, bunu bende yaratan çok kitap olmaz o sebeple de sevdim. Kitabı kurcalarken filmi olduğunu gördüm, izlerim bittikten sonra diyordum ama açtıktan sonra vazgeçtim. Kafamda gayet güzel canlanan bu kitabı neyle karşılaşacağımdan emin olmadığım bir filmle karalamak istemedim, zihnimde şu anki gibi kalsın. Anlaşılacağı üzere oldukça subjektif yaklaşımla özgürce fikir belirttim, umuyorum beklenti yaratmam kimsede, keyifli okumalar
Kitap 2 sayfa okudujtan hemen sonra okurken yoruyor çeviri de sürekli cümle bitmeden bir kaç kere yüklem eklenmiş ve bu sebeple okuyucuyu sürüklemiyor.
Barbar ifadesini ilk defa Antik dönemde Yunanlılar tarafından Anadolu'da yaşayan halklar için kullanmışlardır. Yunan kültürü üzerine inşa edilen Roma medeniyeti de kendisi dışında tüm ırkları Barbar olarak görmüşlerdir.
Modern çağlarda ise Coğrafi keşiflerle keşfedilen yeni yerlerdeki halkları emperyalist güçler Barbar olarak nitelemişlerdir.
Imparatorluğun sınır karakolunda sivil yönetimin en üst yetkilisi olan baş kahramanımız bir hâkimdir. (Burdan aslında adaleti temsil edenlerin her şeyin üstünde olduğu anlaşılıyor.)
Yerli ve ilkel halklar kendi âdetlerine göre yaşamaya devam ederken imparatorluk tarafından düşman ilan edilir ve sahte bir vatanseverlik yaygarasıyla "barbarlar"a savaş ilan edilir. Baş kahramanımız olan hâkim ise tüm bu süreçte vicdanımızın sesi olarak inadına barışı haykırmaya devam eder.
Tüm insanlık tarihinindeki işgalci güçlerin kullandıkları zalimce yöntemleri nasıl pişirip önümüze sürdüklerini tek bir işgal ile görmüş oluyoruz. Yerlilere yapılan işkencelere yürek dayanmıyor
Kendi ülkesi olan Güney Afrika'nın işgal ve sömürüsüne bir haykırı ve çığlıktır. Ve aslında Hâkimin,
J. M. Coetzee 'nin kendisidir desek yanlış olmaz. Kesinlikle okumalısınız.
Barbarları Beklerken Coetzee'den okuduğum ilk kitap oldu; çok da beğendim. Konu olarak Güney Afrika olarak tahmin edebileceğimiz bir bölgede yaşayan halkın Barbar olarak adlandırdığı hayali veya takıntılı düşman korkusudur. Bu bölgede yaşayan insanlar barbaların topraklarını birgün istila etmesinden korkarlar. Bu barbaları durdurmak için bölgede görevli olan Albay Joll ve daha sonra tanıştıkları Sulh Hakimi'nin ekseninde olaylar gelişmeye başlar. İkisi de görevlerine bağlı, idealist insanlar böylece aralarında bir rekabet başlar. Kitabın kilit noktalarından biri de Hakim'in bir barbar kızla tanışıp ona aşık olması ve yaptığı işi sorgulamaya başlamasıdır. Kızla ilişki yaşamaya başladıktan sonra 'asıl barbarlar kimlerdir?' Sorusuna cevap aramaya başlıyor hakimimiz. Bana kalırsa barbarlar direkt korku içinde yaşayan halkın kendisidir çünkü ayaklanmalar, kargaşalar ve kıyımlar yaşanmaya başlar; böylece asıl barbaların kim olduğunu öğreniyoruz kanaatimce. Dil olarak da çok beğendim; Coetzee'nin anlatımı, betimlemeleri ve mekan tasfirleri beni içine çekti adeta. Bu kitap sayesinde Coetzee külliyatına olan merak daha da arttı, diğer kitaplarını da okuyacağım.
John Maxwell Coetzee (9 Şubat 1940) şimdilerde Avustralya'da yaşayan Güney Afrikalı yazar ve akademisyen. Daha ziyade J.M. Coetzee olarak bilinir. 2003 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
Coetzee Cape Town'da doğdu. Babası avukat, annesi ise öğretmendi. Ailesi 17. yüzyılda ülkeye gelen ilk Hollandalı göçmenlerdendir.
İlk yıllarını Cape Town ve Worcester'da geçirdi. Bu dönemi 1997 yılında yayımlanan kitabı Boyhood'da anlatır. Cape Town Üniversitesi'nde matematik ve İngilize okudu. 1960'da İngilizce bölümünden, 1961'de de matematik bölümünden mezun oldu.
1960'ların başında Coetzee Londra'ya taşındı. Bir süre IBM firmasında bilgisayar programcısı olarak çalıştı. Bu dönemdeki tecrübelerini sonradan Youth (2002) adlı kitabında anlatmıştır.
Doktorasını Teksas Üniversitesi'nde yaptı. 1971 yılına kadar New York Eyalet Üniversitesi'nde İngilizce ve edebiyat dersleri verdi. 1971 yılında ABD'de kalıcı oturma izni için başvurdu ancak Vietnam Savaşı karşıtı protestolardaki faaliyetleri dolayısıyla reddedildi. Sonrasında Cape Town Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı profesörlüğü yapmak üzere Güney Afrika'ya döndü. 2002 yılında emekli olduktan sonra Avustralya'da Adelaide'e yerleşti ve Adelaide Üniversitesi'nde araştırma görevlisi oldu. 2003 yılına kadar Chicago Üniversiesi'nde ders verdi. 6 Mart 2006 tarihinde Avustralya vatandaşı oldu. Romanlarının yanında Flamanca ve Afrikaan dillerinden tercümeler yapmıştır.