Adı:
Kapı
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
259
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750812620
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Az Ajtó
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kapı
Kapı
Magda Szabó’nun ince ve hüzünlü bir mizah duygusuyla kaleme aldığı, otobiyografik unsurlar da taşıyan bu romanı ona 2003 yılında yabancı roman dalında Fransa’nın en saygın ödüllerinden olan Femina’yı kazandırdı.

Bir yazar ve ona ev işlerinde yardımcı olan yaşlıca hizmetçisi. Önceleri birbirlerini anlamakta ve benimsemekte zorlanırlar. Zamanla, çocukluk ve gençlik travmaları Macaristan’ın yakın tarihiyle birlikte örülmüş, bu başına buyruk, mesafeli, tragedya kahramanlarını andıran anne figürüyle yazar arasında çatışmalı ve neredeyse tutkulu bir ilişki kurulur. Hayvanların ve insanların dilinden anlayan, cesur, bilge Emerenc, yazarın yaşama, sanata ve ölüme ilişkin doğru bildiklerini sorgulamasını sağlar.
259 syf.
Kapı, Macar yazar Magda Szabo'ya Fransa'nın prestijli ödüllerinden Femina'yı kazandıran romanı. Benim de okuduğum ikinci kitabı. İlki size daha önce de ısrarla okumanızı önerdiğim İza' nın Şarkısı'ydı. O kitabı okuduktan sonra, yazarın diğer kitaplarını onun kadar sevemem diye düşünmüştüm, yanılmışım, çok çok sevdim Kapı'yı. Magda Szabo insan ilişkileri üzerine yazıyor ve birbirinden çok farklı karakterleri koyuyor romanlarının merkezine. Ve bu zıt yapıdaki insanlar üzerinden, insan ilişkileri bağlamında, neden sonuç ilişkilerini görüyorsunuz. Tıpkı İza'nın Şarkısı'nda olduğu gibi Kapı'da yazılan karakterler de çatışma içerisindeler, birbirlerinin hayatını benimsemekte zorlansalar da, biri iyi diğeri kötü değil, sadece herkes kendince doğru bildiğini yapıyor. Yine de olmuyor.
Roman Macaristan'ın yakın tarihine ışık tutarken, anlatıcının yazar olması, edebiyat dünyasındaki konumu da Magda Szabo'nun hayatından işaretler veriyor bize.
Sanki yazıya aktarılmış bir iç hesaplaşma gibiydi ve bu açıdan bakıldığında da yaralayıcı bir vicdan muhasebesiydi.
Daha detaylı yorumum için: https://youtu.be/fJzQcLK1P0E

Kapanan "kapı" nın ardından yaşadığımız yalnızlık daha ne kadar iyi anlatılabilirdi bilmiyorum. Lütfen okuyun
259 syf.
Bugün bir kitap daha bitirdim . Bana hayatımda açtığım, kapattığım, içeri giremediğim , girmek istemediğim tüm kapılarını anlatan bir kitap. Bir kitapta bir kez daha bu kadar üzüleceğimi düşünmemiştim uzun zaman sonra. Benim çektiklerime benzemiyor elbet. Ben kapılarımı çok düşünmemiş , hiç sorgulamamıştım hatta . Bir arkadaşım yazmıştı bir vakitler anı defterime. Nedense aklıma geliverdi bir anda.
“Herkese kapını açıyor, her açılan kapının davetini kabul ediyorsan , hayatında bir sıkıntı var demektir.’’
Size bunları anlatıp boş yere vaktinizi almayacağım. Evet bugün bir kitap daha bitirdim , üzülmemek, etkilenmemek için elimden geleni yaptım ama üzüldüm. Çünkü insan üzülüyor. Yıllara, tüm yaşanmışlıklara inat okuduğu bir kitaptan etkilenip yumruk yemişe dönebiliyor. Kendinin bu kadar öngörülü olabileceğine şaşırıyor, içinden "he ya evet çoğu yaşanmışlıklar aynı " deyip sonra gülmeye devam edebiliyorsa da.
Bir ara ; İpek Kamuran
#26147259 yazısına takıldığımı hatırlıyorum. Öylesine etkilendim ki Mardin gezimde günlerce bahsedilen kapıyı, kapı kapı dolaşarak buldum ve delirircesine mutlu oldum da hemen İpek Kamuran ı telefonla arayarak müjdeli bir haber verircesine nedenini buldum yazdığın yazının diyerek sevincimi paylaştım.
Yıllarım kaç kapı aralıklarında geçti ki?
Kaç eşiğinde beklediğim kapılar? Ne girebildiğim ne de çıkabildiğim.

Çocukluğumun geçtiği yuvanın hakikatten ev değil de tam bir yuva idi. Dede, nine, amca, hala , enişte, yenge ve kuzenlerle dopdulu , kimsenin kimseye kapılarını kapatmadığı, açık tutulan tüm kapıların sahiplerinin yüreklerinin de her daim açık olduğu odaların bulunduğu yuva.
Bu kadar kalabalık bir evden ayrılıp iki kişilik bir hayata merhaba dediğim, kendime ait , zilinde adım yazılı bir evin kapısı.
Aileme, arkadaşlarıma , tüm çevreme bir şey çaktırmamak , içimi kimseye göstermemek için Oscarlık performans sergileyebildiğim ama, ah bu amalar , herkese kapatıp, asıl kapatmam gerekene ‘’ istenmiyorsun artık arkanı dön ve çık ‘’ şarkılarını söyleyemediğim kapıların açık kaldığı yıllar.
Utanmadan, çekinmeden, elalem sözleri derdine düşmeden, kendime öfkelenmek yerine cesurca değişimi kabul ederek , kendi kendimin arkasında durmaya söz vererek , kendime dürüst ve net olarak kapılarımı açık tutma kararını verdiğim zamanlar.
Mutlu olacak mıydım, bilmiyordum. Yakıştıramadım kendimi aslında. İnsan , onlarca şey yaşayınca , ilişkilere dair kütüphane yutmuş gibi oluyor.
Onca kendime verdiğim sözlerden güzel şeylerden, güzel insanlardan, kahkahalardan, sonra ben kapılarımı kapatmak istemedim.
Biraz da kitap;
Kahramanımız Emerenc’in yılmadan yeniden tüm yitirdiklerine rağmen ayağa kalkabilme gücüne duyduğum hayranlık, cesurca düşündüğünü söylemekten çekinmeyen yüreğinin yanlış anlaşılacağı korkusunu hiç bir kelimesinde hissetmeyen varlığına beslediğim saygıyı yazar öyle güzel hissettirdi ki bana iyi ki okudum , iyi ki mehmet temiz tavsiye etti dedirtti. Hatta yazarın diğer kitaplarını almama da vesile oldu.
Sadece pek keşke demekten haz etmesem de Emerenc, bu kadar cesaretine rağmen ayıplanmaktan, güçlü olmaya çalışmaktan azıcık olsa da fedakarlık edip kapılarını açmaktan çekinmeseydi en azından dostlarına ve sevdiklerine.

Sonuç olarak, hala kapılarını kapatmayan biriyim. Ve hala dost, düşman kim olursa olsun kapılarımı kapatmamak niyetiyle yaşıyorum, öyle yani dostlarım. İyiyim.

Unutmayın, boşverin ayıptır, yanlış anlaşılırım , ne derler kaygılarını. Kalp ve zihin barışmadan huzur bulunmaz.
Anahtarı kendinizde olan kapılarla , mutlu kalın.
260 syf.
"Hiç kimseyi çılgınca sevmeyin çünkü kaybedersiniz, er ya da geç.."


Kapı
Kapılar..
Kapatmak zorunda kaldığımız, açmak zorunda olduğumuz, geçmemiz gereken kapılar.

Ölüm de bir kapı belki..
Mahremimi gizleyen bir kapıyı hangi güç açmamı sağlayabilir ki?
Ruhuma, çevreme, hayatıma ördüğüm duvarlar ve o duvarların içerisinde, bölüşmeden, paylaşmadan yaşadığım gerçeklerim, hayallerim var.

Hepsi birbirinden farklı olsalar da aslında, hepimizin gerçekleri ve hayalleri..

Magda Szabo.
Macar edebiyatının en ünlü kadın romancısı. Yazarken yalın, sert ama çok güçlü. Sırlı anlatımı okurken insanı sarıyor.

Emerenc.
Son zamanlarda okuduğum en baskın ve arızalı karakter diyebilirim. Sevip sevmeyeceğiniz tartışılır ama kesinlikle nasıl bir insan olduğunu, ne demek istediğini irdeliyorsunuz kafanızda.

Emerenc 'in dünyasına girmek o kadar da kolay değil tabi ki. Onun çok yüksek örülmüş duvarları, açılmamak üzere kapatılmış kapıları var.

Yaptığı her şeyin, söylediği her sözün başka bir anlamının da olabileceğini düşünüyor insan. Ve onu, kendisi yapan deneyimleri ve sırları var.

Umursamaz, kuralcı ve vurdumduymaz bir insanın, verdiği emeğin karşılığını bulamayınca yıkılışı var. Savaş sırasında sakladığı Yahudi bir çiftin çocuğu ziyaretine gelmeyince, yaşadığı muhteşem çöküş, çok etkileyici bir şekilde anlatılmış.

2003 yılında Fransa 'da, roman dalında, Kapı ile Femina ödülüne layık görülen yazarın romanları adeta saatli bomba gibi.

Yaşatmaya çalıştığı her hissi çok derinden yaşıyorsunuz. Yazarken öyle yükseliyor ki, bunun okuyucuya geçmemesi mümkün değil. Yakıcı ve tahrik edici duygularla örülmüş, ruhsal gerilimin zirve noktasına harika bir yolculuğa çıkarıyor sizi.

Sorgulatıyor..
Birine hayatımızda yer açarken, bütün bilinmezler en savunmasız yerimizden nasıl da yakalıyor bizi.

Bir hayat, mahremliğinden arındırıldığı zaman, yaşamaya değer mi?

Bizim parmak izimizi taşımıyorsa, hâlâ bizim hayatımız diyebilir miyiz ona?

Bir insanın yazgısını düzeltmek mümkün olmayabilir bazen. Yapmaya çalışırken yıkıyor da olabiliriz.

Kapattığımız kapılarımızın bir gün açılabileceğini, belki de zorla kırılabileceğini bilmek, nasıl da hiddetlendirir insanı.

Belki de sorulması gereken soru şu ; eğer hayat da ölüm de bizimse, dilediğimiz zaman, dilediğimiz gibi yaşayıp ölmeye hakkımız yok mu?

Bu yoğun ve çarpıcı romandan beni çok etkileyen şu sözlerle bitirmek istiyorum.

"Ben bile, köpek bir yaramazlık yapınca, onun bir insan olmadığını dikkate alıp, onu sonsuza dek cezalandırmıyorum. Tanrı da benden daha az değerli değil ya.. Yaşamını tartmadan bir insanı, daha en başından lanetleyecek kadar haksızlık etmez herhalde.."

Keyifli okumalar.. :)
259 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Magda Szabo; Çağdaş Macar Edebiyatı’nın öne çıkan yazarlarından biri. Eserleri, çok sayıda ülkede farklı dillere çevrilmiş. Ülkemizde ise 2000’lere kadar tek kitabı Türkçe ’ye çevrilmiş. 2007’den sonra da üç kitabı daha çevrilmiş. Ülkesinde politik nedenlerle baskıya maruz kalsa da nitelikli eserler vermeye devam etmesiyle çeşitli ödüller ardı ardına gelmiş ve bu baskıları aşarak ünü dünya çapında yayılmış.

Szabo’nun okuduğum ikinci romanı... Üslubu genel olarak biraz mesafeli. Özellikle Iza’nın Şarkısı’ndaki baş karakteri Iza gibi soğuk ve güçlü kadın karakterler buluyor kendine ve bunu da mesafeli anlatımıyla destekliyor. Ancak anlattıklarının içten olduğunu biliyorsunuz. “Bunlar hayatın gerçekleri” diyerek dobra bir tavırla yüzünüze yüzünüze haykırıyor. Sakin bir tavırla, şiddeti derin olan darbeler indiriyor bedeninizin çeşitli yerlerine. Tabi yüzündeki o vakur ifadeyi de görmezden gelemeyiz. Zaten o koruduğu mesafeli tavrını bu ifadesiyle güçlü kılıyor. Hüznü de mizahı da metanetli ve ölçülü. Gevşeyip kahkahalarla güldüğünü ya da kendini acındırmaya çalıştığını görmüyorsunuz. Szabo’yu elbette ki tanıyamadık ancak ben okuduklarımdan, yani onun şahsına münhasır hüviyetinin içine sızdığı anlatımından, kurgularından şöyle biri olduğunu düşündüm: Ciddi tavrını koruyan, mesafeli kişiliğinin yanında bir kalbi olan güçlü bir kadın. Hele ki arka kapak tanıtım yazısındaki ‘otobiyografik unsurlar taşıyan bu roman’ ifadesini de dikkate alırsak bu daha da anlam kazanıyor.

Kurgu; bir kadın yazar ve kocasının ev işleri için birini işe almasıyla ilerliyor. Szabo’nun kurgusunu devleştiren bu kadın, yani Emerenc; cesur ama sözünü sakınmayan, sert ve kararlı adımlar atan, az bilen ancak bildiklerini iyi bellemiş ve sıkıca savunan inatçı bir cahil, yaşam tecrübesinin öğüterek eğittiği bir bilge, acımasızca hareketleri, şeytani zekâsı ama melek gibi de bir kalbi olan, çok aksi, çok çalışkan ve mağrur, oldukça enteresan bir karakter. Eğip bükmeden yüzünüze söyledikleriyle kalp kıran ancak dostluğundan vazgeçemediğiniz, size sürekli hayata dair çok değerli şeyler öğreten bir dost gibi. Yazar, Emerenc’e dair bu bilgelikleri ve onun karakterini biraz daha açığa çıkaran ince yönleri, okuru her seferinde avlayarak veriyor. İyice anladığınızı sanarak önyargıda bulunup işin içinden kolayca sıyrılmaya çalıştığınız her defasında sizi mahcup ediyor. Alacağınız darbenin yönünü bildiğinizi sanarak gayriciddi bir savunma yaparken, hiç beklemediğiniz taraftan sağlam bir kroşeyi yüzünüzde hissediyorsunuz. Bu beklenmedik, şaşırtıcı ataklar romanı sarsıcı ve etkileyici yapıyor.

Szabo’nun mesafeli üslubuna yaraşan bir de mizahına değinmek gerek. Ciddi yüz ifadesiyle, soğukkanlılıkla yapılan zekice, yer yer hüzünlü espriler, romana çok farklı bir tat katarken, karakterlerle okur arasındaki mesafeyi de yakınlaştırıyor. Bu bakımdan mizahının, Kapı’nın mütemmim cüzü olduğunu söyleyebilirim.

Bölüm geçişlerine geldiğinizde, ya da yeni bir paragrafa başlarken tek cümlede vurgun yediğiniz çokça olacaktır. Yazar;
“İnsan, yüreğine saplanan bıçak eğer çok keskinse ânında yere yığılmazmış.”
gibi cümlelerle mevzuya direkt girip acımasızca davranarak biraz canınızı yakabilir.

Eğer bu kitabı okumaya karar verirseniz, bir gece yarısı zamansız hazırlanmış mütevazi bir sofrada ya da alçıdan bir köpek biblosunda alt üst olabileceğiniz, oldukça anlamlı, sessiz ve derinden darbeler alacaksınız demektir. Ama buna değecek…
259 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Magda Szabo okuduğum bu ikinci kitabında da beni büyüledi. Yazar bu defa karşımıza çıkardığı Emerenc karakteriyle okuyucuyu müthiş bir duygu ve düşünceler seline sürüklüyor.

Yine Budapeşte'deyiz ve yine bir sokağın insanları . Ve bu sokaktaki insanlardan en önemlisi de Emerenc adlı yaşlı bir kadın. Her şey, bu sokaktaki bir evde eşiyle birlikte yaşayan yazar bir kadının ev hizmetini görmek için Emerenc isimli bir kadını işe almasıyla başlar. Dile kolay yirmi yıldan fazla süren bir beraberlik ve bu beraberlik sırasında yaşanan olaylar ve gelinen son nokta. İşveren işçi ilişkisiyle başlayan bu beraberliğin yıllar içinde nasıl bir hale geldiğini Szabo'nun o, basit, sade ve tamamen içten gelen samimi anlatımıyla büyük bir merak ve duygusallık içinde okuyoruz.

Kitabın esas baş karakteri olan Emerenc'ten biraz bahsetmek gerekirse ; Emerenc, iki dünya savaşı atlatmış, her ikisinde de büyük darbeler almış ama bunları kimsenin bilmediği, kendi hayatına girilmesine asla müsaade etmeyen, yaşına rağmen işini düzenli olarak yapan, özellikle bahis konusu yazarla olan işinde kendi şartlarını belirleyip ona göre davranan, etrafına elinden geldiği kadar yardım eden, hayvanlarla müthiş bir iletişim yeteneği olan , geçmişinde yaşadığı bir çok olayın izlerini sadece kendi içinde taşımasını bilen, ilkeli, sert ve güçlü bir psikolojik yapıya sahip ve çok gizemli bir yaşlı kadın olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün bu özellikler yaşlı kadının başlarda yazar üzerinde çok farklı ve kötü düşünceler oluşturmasına rağmen , kapı aralandıkça ve Emerenc'in gerçek dünyası ortaya çıktıkça tabiiki bütün gizemler bir bir çözülüyor. Ve müthiş denecek derecede dramatik bir yaşam hikayesi okuyucuyu içine alıyor. Ve yine tabiiki herşeyin ne kadar farklı olduğu görülüyor.

Kapı neresidir acaba ? Bu soruyu kitabı okurken sık sık kendimize soruyoruz. Kapı, acaba Emerenc'in iç dünyası mı, geçmişi mi, yoksa kimsenin girmesine izin vermediği, evinin kapı eşiğindeki holden içerisi mi veya evinde yıllardır kilitli kalan bir odanın kapısı mı ? veya Emerenc'in kendi hayatına başkalarının karışmasına izin verebildiği yer olan sınır mı ? Peki acaba bizim kapımız var mı ? Varsa biz bu kapıya ne derece önem veriyoruz ve onu koruyabiliyoruz ? Onu korumamız gerek mi ? Tamamen farklı bir soru daha ; Bu kapılar ne zaman kırılmalı veya ne zamana kadar bu kapının dışında kalınmalı ? Ne zaman içeriye zorla da olsa, zorbalıkla da olsa girilmeli ? veya ne olursa olsun hiç girilmemeli mi ?

İşte, yazar bir kitap yazıyor. Adına bir isim koyuyor. Çok sade ve basit cümlelerle olaylar anlatıyor. Ve insanları öyle düşünceler içerisine sevkediyor ve onlara öyle mesajlar veriyor ki . Ne diyebiliriz. Usta bir yazar olmak böyle bir şey olsa gerek.

O kadar çok şey var ki kitap hakkında yazacak. Diğer karakterlere hiç girmek istemiyorum ama karakter isimleri üzerindeki çok beğendiğim ve beni her okuduğumda gülümseten bir ismi burada yazmak istiyorum. Bu da, ''kardeşim Jozsi'nin oğlu'' ismidir. Evet kitap boyunca karakterden bu isimle bahsediliyor. Bu durum bile yazarın her şeyi ne kadar doğal bir şekilde yazdığının bir göstergesi değil mi ?

Sözü daha fazla uzatmadan, kitap hakkında son cümle olarak, okumak gerek demiyorum, üzerine vurgulayarak mutlaka okumak gerek diyorum. Ve hatta mutlaka okuyun diyorum.
259 syf.
·10/10 puan
"Iza' nın Şarkısı" adlı kitabıyla tanıştığım, karakterlerin üzerinden anlattığı hikâyelerini çok severek okuduğum yazarın ikinci kitabıydı "Kapı". Yine karakterlere yoğunluk veren, sayfaların akıp gittiği, ev işlerinde yardımcı olması için yaşlı bir hizmetçiyi kitaba ekliyor. Başlarda birbirlerine çok zıt insanlar olarak görsekte ilerleyen sayfalarda etle kemik gibi birbirlerine bağlandıklarını okuyoruz. Emerenc inatçı, başına buyruk, kendi değerleri olan, merhametli, yardımsever ama kendisine yardımı kabul etmeyen başta çok itici gelen bir karakter ama zamanla sevilebilecek hatta benim çok sevdiğim bir insan oldu. Katı görünümlü ya da katı yargıları olan insanların nasıl değer gören erdemleri olduğunu da işleyen, insan ilişkilerini irdelediği yazarın bu kitabını da soluksuz okudum ve çok beğendim.
Tavsiyemdir.
240 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Szabo’nun okuduğum ilk kitabı.
Duru bir anlatımla, sıkmadan, deyim yerindeyse ‘bir çırpıda’ okunabilen kitaplar sınıfından. Otobiyografik bir çatı altında şekillenen olay örgüsünde, Balkan kültürü ve Macar tarihine tanıklık ediyorsunuz Kapı’da; birbirine zıt iki kadın karakterin kesişen ve birleşen yaşam öyküsü anlatılırken.
Aslında edebiyatın da tarihin de en eski türküsüdür sınıflı toplum ve sınıfsal ayrılıkların insana kazandırdığı ölçü.

Elimizde bir türlü dengeleyemediğimiz bir terazi; bir kefede çalışan üretenler, diğer kefede bunun edebiyatıyla geçinenler. İşte bu iki kadından biri aydın diğeri de hayatta hep tek başına ayakta kalmayı başarmış bir işçi. Bu zıtlığın çarpışmasından tatlı bir kan sızıyor. Savaşlar,insan dramları ve varlık sorunu yani var olabilmek...

Kim ne derse desin, insanoğlu kollektif bir yaşamı beceremedi ve sonuç çıkar ilişkisine dayalı bir sistem oldu ve tüm ideolojiler az veya çok onun değirmenine su taşıdı.
Tanrı ile ilişkisinde bile insan, ‘ödül-ceza’ya dayalı bir eksende varlığını öte dünya vaatlerine değişirken gözünü bile kırpmadı. Gelinen noktada, mutlu azınlık ve şükürle doyan çoğunluk arasında uçurum giderek açıldı. Şimdi artık elimizdeki teraziyi bir yana koyduk ve güçlülerden aç kalmamak adına yoksulluk dileniyoruz. M. Menteş’in dediği gibi; “maaşımız ancak yoksulluğumuzu sürdürmeye yetiyor.”

Mal da yalan mülk de yalan var biraz da sen oyalan diyen insanoğlu, bakmış ki yaşamaktan daha kolay ölebiliyor; sonra da ‘yokluk’ üzerine yormuş kafayı hiçlik ya da...

Bu kısır döngü içinde boğuşurken insanlar karşı karşıya gelir ve hayatlar bir noktada çakıştığında hikaye doğar işte. Zıt karakterlerin buluşmasından doğan güzel hikayeler sürdürür anlamı. Bunu size aydınlar anlatırlar, iki kutup arasında nerede durdukları belli olmayan konformist aydınlar.
Kendisi de soylu bir İngiliz olan Ruskin; “Düşündüklerimiz ve inandıklarımız önemli değildir; asıl önemli olanlar yaptıklarımızdır." demiş topu ağlarla buluştururken.
Toplumda, yapan, üreten, çalışan işçi ve emeği satın alıp kârla yine ona kakalayan güç arasından bir yerlerden türeyen aydının halini en güzel Simone de Beauvoir kelimelere dökmüş: “Bir aydın işçilerin yanında bulunmakla işçi olmaz. İşçilerin yanında yer alan bir aydın olur yalnızca.”
Toplumsal mücadelelere kaynaklık etmiş Fransa’dan bir aydınla koyalım son noktayı da konu burada kapansın. Jean Jures’in kendileriyle birlikte ikinci mevkide yolculuk etmediği için kızan işçilere verdiği ünlü cevap şöyledir: “—Ben bu mücadeleyi orada olmak için yapmıyorum, sizin burada olmanız için yapıyorum.”
Komik değil mi?
Birinci mevkiden inmeyen aydın ve ikinci mevkide yolculuk etmeye alışan işçinin yıldızı barışır mı, onu öyle bir sorgulamış ki Szabo, bu vurucu hikayedeki ölüm kalım savaşının orta yerinde her şeyi bir yana bırakıp ağlayabilirsiniz hatta...

Sonuç olarak sevgili okur;
İnsanoğlunun huzursuzluğu her daim teori ve pratiğin uyumsuzluğunda yatar. O yüzden kim sizi temsil ettiğini söylüyorsa, yalan söylüyordur!
Kimselere inanmayın...




Kapı
259 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Merhaba,Macar yazar Magda Szabo"nun ödüllü kitabı Kapı'yı okuyup içindeki müthiş karakterlerle tanışmış olmaktan dolayı mutluyum.yazar kitabında öyle karakterlere can vermiş ki seç beğen al modunda okudum ve keyifle bitiriverdim.bu karakterlerin arasında Emerenc için bir kaç satır yazmak istiyorum.hayatımda hep tanımak istediğim ama hiç karşıma çıkmamış bir kitap karakteri değilde gerçek bir insanmış gibi hisler duydum ona karşı..

Emerenc=adalet
Emerenc=güven
Emerenc=vefa
Emerenc=dostluk
Emerenc=zekâ
bu liste uzar gider eksiği var fazlası yoktur.

bu kitabı yazdığı için Magda Szaboya benimle tanıştırdığı içinde sitenin örnek aldığım isimlerinden çok kıymetli arkadaşım Ferah'a teşekkürlerimi sunuyorum.herkese keyifli okumalar dilerim.
259 syf.
·15 günde·10/10 puan
her adımında kararlı, inatçı ve aynı zamanda sevgi dolu, merhametli Emerenc'in kırılganlığını, öfkesini, korkularını içeride bırakıp sıkı sıkı örttüğü kapısı. onu anlamak zor gibi görünüyor çünkü çoğunluğun sıkışıp kaldığı bencil ve koşturmaca içindeki hayatın bütün düzeni sağlayıp kurduğu düzen içerisinde bir gün, tek bir kez bile şüpheye düşmüyor, ikiyüzlü davranmıyor ve kimseyi yarı yolda bırakmıyor. bu yüzden zaman zaman sert ve acımasız görünse de aslında pek çoğumuzun yapmaya cesaret edemediği bütün maskelerden sıyrılmış biri Emerenc. inandığı bir yaşam uğruna her gününü aynı kararlılıkla sürdürüp bir sürü başka hayata sahip olduğu disiplin, özveri ve sevgiyle anlam katıyor son ana kadar, sonrasında dahi. işte onda bizi zaman zaman hayrete düşüren şey günümüzde herkesten isteyip bulamadığımız bulduğumuzda da aslında tahammül edemediğimiz dürüstlük ve dobralık. ölüme, ölme isteğine, yaşamı anlamlı kılan detaylara, çalışkanlığa dair yeniden düşünmek ve derinden sarsılmak isteyenler için yazılmış bir kitap sanki. yazarın mesafeli dili ve güçlü kadınlarla oluşturduğu öykü akışı okunmaya değer. uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir romanla karşılaşmamıştım. ne diyeceğimi bilemeyecek kadar gözyaşı yüklüyüm. teşekkürler Emerenc.
259 syf.
·10 günde·8/10 puan
Arızalı yaşlı bir kadın ve dünyaya sıkıca kapadığı kapısı..


Hikaye İkinci Dünya Savaşı sonrasında Budapeşte' de yaşlı bir hizmetçi ve yazar bir ev sahibi arasında geçiyor. İki kadının ilk başlarda çatışan ama sonraları sevgiye dönüşen öyküsü Kapı.

Emerenc baş karakter. Benim de bazen “Yok artık!” dediğim bazılarının nefret edebileceği yaşlı bir kaçık kendileri. Öyle ki yaptığı iş görüşmelerinde ev sahiplerinden referans isteyen, işine gelmeyen bir durumda kılını kıpırdatmayan, sinirlendiğinde köpeği Vioala' yı döven bir garip kadın. Bu kötü özelliklerine rağmen evinde dokuz kedi besleyen, mahalledeki herkese bir şekilde yardım eli uzatan, dayaklara rağmen Vioala' nın tek sahibi. Bir diğer karakter ev sahibi yazar kadın. Evli, işinde başarılı, kendince dinini yaşayan, sorumluluk sahibi bir rol.

Bu iki kadın en başta birbirlerinden haz etmeseler de sonraları anne-kız ilişkisine merdiven dayıyor. Bu ilişkiye rağmen Emerenc yalnız ve öyle kalmak istiyor. Katı kuralları var ve sınırlar çizmiş durumda.
Her ne kadar kitapta “sevgi” işlenmiş gibi görünse de benim daha baskın gördüğüm konu “yalnızlık” oldu. “Kişinin ölümüne bile karışan bir topluluk olduktan sonra insan nasıl mutlu olabilir” diye sordum durdum kendime. Kitabın ismi gibi her insanın kendi sınırlarının, özel bir “kapı” sının olduğu inancındayım. Belki de kitabı bu çıkarımı yaptığım için bu kadar sevdim arıza yaşlı Emerenc' in hikayesini. Keza çok fazla kendini tekrar eden bir yazar Magda, en azından bu kitabı öyleydi.

Son dönemde okuduğum Katip Bartleby kitabının baş kahramanına çok benzettim Emerenc' i. O da Bertleby gibi işine gelmeyen bir işi yapmayan, hayatta yapayalnız olan bir karakterdi. Orda üzücü bir durumdu “yalnızlık”, burda “gereklilik” gibi geldi bana.

Kimden gördüm nerden denk geldim bu kitaba bilmiyorum ama iyiki de hatırladım yalnızlığın gerekliliğini..

Herkese keyifli okumalar.

Sevgiyle!
239 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
"Iza'nın Şarkısı" yla bilinen Macar yazardan okuduğum ikinci kitap "Kapı". En az onun kadar etkiledi beni diyebilirim. Hüzünlü mü desem karamsar mı desem bilemedim ama ikisi de uyuyor sanki anlatıma. Kitap yazar bir karı kocanın (ki bu anlamda otobiyografik özellikler de taşıdığı anlaşılıyor) ev işlerine yardımcı birini ararken sınıf arkadaşının tavsiyesiyle bulduğu sıradışı karakterin herşeyiyle hayatlarına girmesinden bahsediyor. Anlatıcımız yazar hanımın kendisi. Onun ağzından dinliyoruz bu yirmi küsür yıllık süreyi. Çok fazla karakter yok kitapta ama yoğun bir insan ilişkileri konusu var. Bütün olaylar bu yardımcı kadın üzerinden anlatılmış. Birbirine bu kadar zıt iki karakter nasıl bu kadar birbirlerine bağlanabilir? Yardımcısının etkisiyle onun fikirleriyle yazarın sürekli bir kendini sorgulama içinde bulması, farkındalıklarının ya da bakış açısının değişmesi zaman zaman yazarın kendisini de şaşkına çeviriyor. Adıyla çok uyumlu ve etkileyici bir kitaptı. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okuma listeme eklemem gerektiğini düşünüyorum.
Kim yalnız değil ki? Bilmek isterdim doğrusu. Hatta biriyle birlikte yaşayanlar bile yalnız, sadece yalnız olduklarının bilincinde değiller, o kadar!
Magda Szabo
Sayfa 97 - Yky
İnsan evine geldiğinde, eğer geldiğine sevinecek hiç kimsesi yoksa yaşamanın da herhangi bir anlamı yok.
Magda Szabo
Sayfa 162 - Yky
Beni rahat bırakın. Bana akıl vermeyin. Yeterince aklım var, keşke daha az şey bilseydim.
...
Benim hiç kimseye, hiçbir şeye ihtiyacım yok. Anlayın artık.
Magda Szabo
Sayfa 110 - Yky
Her duygusal ilişki aslında bir saldırganlık ihtimali taşır, insan ne kadar çok kişiyle yakın ilişki kurarsa o kadar çok tehlikeye de maruz kalabilirdi.
Magda Szabo
Yky, epub

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kapı
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
259
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750812620
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Az Ajtó
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kapı
Kapı
Magda Szabó’nun ince ve hüzünlü bir mizah duygusuyla kaleme aldığı, otobiyografik unsurlar da taşıyan bu romanı ona 2003 yılında yabancı roman dalında Fransa’nın en saygın ödüllerinden olan Femina’yı kazandırdı.

Bir yazar ve ona ev işlerinde yardımcı olan yaşlıca hizmetçisi. Önceleri birbirlerini anlamakta ve benimsemekte zorlanırlar. Zamanla, çocukluk ve gençlik travmaları Macaristan’ın yakın tarihiyle birlikte örülmüş, bu başına buyruk, mesafeli, tragedya kahramanlarını andıran anne figürüyle yazar arasında çatışmalı ve neredeyse tutkulu bir ilişki kurulur. Hayvanların ve insanların dilinden anlayan, cesur, bilge Emerenc, yazarın yaşama, sanata ve ölüme ilişkin doğru bildiklerini sorgulamasını sağlar.

Kitabı okuyanlar 270 okur

  • Necla sarı
  • Gamze Gazioğlu Zorba
  • Recep Şahin
  • MiraK
  • Meryem senbas
  • Ceronika Ölmek İstiyor
  • Celil Boraltan
  • Merve Fırat
  • Oğuz Albayrak
  • s.demirci

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.7 (38)
9
%13.3 (17)
8
%26.6 (34)
7
%11.7 (15)
6
%7 (9)
5
%1.6 (2)
4
%1.6 (2)
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0