Adı:
Utanç
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750736506
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Disgrace
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
J.M. Coetzee, okuruna yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öykü anlatıyor. İnanılmaz güzellikte ama kasvetli bir öykü. Utanç, bir kız öğrencisiyle ilişkiye giren Profesör David Lurie’nin düşüşünü anlatıyor. Okul yönetimince savunması istenen David, kendini savunmadan, suçlamaları okumayı bile reddederek hakkındaki iddiaların yer aldığı belgeleri imzalar. Sadece okulu değil, o kenti de terk ederek kızı Lucy’nin çiftliğine sığınır. Çiftlikteki yaşama koşullarına ve ırk ayrımının yeni boyutlar aldığı bir topluma uyum sağlama yolunda inançsızca sürdürdüğü çabaları, bir gün kızıyla birlikte uğradığı vahşi bir saldırıyla kesintiye uğrar.

Romanda Lurie’nin kişisel öyküsü ile Güney Afrika’nın öyküsü iç içe geçiyor; beyazıyla siyahıyla bütün Afrikalıların bildikleri kuralların tümü tersine dönüyor, çarpıtılıyor. Utanç, aslında insan olmanın anlamını arayan bir roman. J.M. Coetzee, insanın içine işleyen gerçekleri yalın ama vurucu bir üslupla dile getirirken yaşayan en iyi romancılardan biri olarak anılmayı hak ediyor.
264 syf.
Utanç...
Kitabın başlarında baş karakter David bir olay yaşıyor, kitaba ismini veren utancın o olay olduğunu sanıyorsunuz ilk başta; hayır öyle değil, asıl tokat sonradan geliyor.
Utanılacak o kadar çok şey var ki hayatta. Coetzee, bazılarını hikayeye dahil etmiş: taciz, tecavüz, cinayet, psikolojik ve fiziksel şiddet, ırkçılık, hayvanların yaşam hakkının ellerinden alınması..

Ama çok garip; yaptığı bir eylemden dolayı utanması, günah çıkarması, ıslah edilmesi gerektiği düşünülen bir kişi başka bir olayda insanlık dersi veriyor. (Köpek leşlerinin onurunu kurtarmak)

Dışarıdan çok normal görünen insanların içindeki kötülük, biraz yaklaşınca ortaya çıkıyor.

Şiddet uyguladığın, gasp ettiğin, tecavüz ettiğin, onurunu çiğnediğin kadın "ben buradayım, dim dik ayaktayım, korkmuyorum, pes etmiyorum" diyor. (Hikâye akışında bu durum çok sinir bozucu)
Tüm bunlar, az sayfada ve dolaysız olarak, az sayıda karakter üzerinden anlatılıyor. Bu nedenle daha da ağır geliyor insana.

Çok kapsamlı, bazıları göreceli ve üzerine saatlerce tartişabileceğimiz konular bunlar ama Coetzee 'nin anlatımını çok sevdim. Konuyu dağıtmadan, anlatmak istediğini anlatıp bitirdi kitabı.
Gündemimiz Nobel Edebiyat Ödülü alan yazarlarken bu kitabı okumuş olmak mutlu etti.
253 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Coetzee'nin kitabı bize türlü türlü şiddetle örülü dünyalardan bahsediyor: entelektüel şiddet, erkeğin kadına şiddeti, beyazın siyaha yönelik şiddeti, insanın hayvana şiddeti... çözülebilen ve çözülemeyen örnekleriyle bunlar hayatın bir parçası ve kitaptaki insanlar bir şekilde hayatta kalmanın yollarını bulmak zorundalar. Baş karakterimiz David'in entelektüel dünyası kızı Lucy'nin barınağında ufalanıyor ve onun Batılı değerleri çok da kabul görmüyor; ancak Lucy'nin yaşadığı yerde hiç birşey farklı değil: onlar da barınakta sahipsiz köpekleri öldürüyorlar, bir tecavüz olayı yaşanıyor, olması gereken hiç birşey olmuyor. Siyahlarla beyazlar arasında aşılamayan sınırlar nasıl siyahların G. Afrika'daki geçmişinin bir yansımasıysa kadınların yaşadığı şiddetler de öyle: onlar da erkeklerin kadına yönelik şiddet tarihinin bir yansıması. Lucy başına gelenleri bir anlamda siyahların yaşadığı zulümlerin beyazlara ödettiği kötü ama anlaşılabilir bir bedeli gibi görmeye çalışsa da görmemekte direndiği bir başka zulmün de uygulayıcısı kendisi: o da sahipsiz, kimsesiz, yaşlı hayvanları iğneyle uyutarak öldüren bir barınak işletiyor. Yorumcu arkadaşlar köpeklerin siyahların durumunu simgelediğini söylemiş, ama aslında öyle değil, bir hayvan hakları savunucusu olan Coetzee bu sonu gelmeyen şiddet sarmalında hayvanların da sorgusuz sualsiz yok edildiğini söylüyor; hayvanlara yapılanlar, insanın insana ve insan olmayan herkese ve herşeye yaptığı zulümlerin çok aleni bir örneği. Kitapta verilen barınak örneği hayâl değil; ABD'de, Avrupa'da her ne kadar 10-15 senedir bu politikaya karşı çıkan barınaklar olsa da genelde sahiplenilmeyen ya da terkedilen hayvanlar "uyutuluyor". Earthlings belgeselinde ya da youtube.com sitesinde izleyebilirsiniz. Coetzee kitap boyunca hayvanların barınaklarda öldürülüp fırınlarda yakılmasını anlatırken ana hikâyeye bu konuyu dahil ederek son derece etik bir bakış açısı sunmuş oluyor. Kitabın adındaki utanç acaba hangisi? David'in entelektüel utancı mı, Lucy'nin başına gelenlerin utancı mı, insanın hayvanlara yaptığının sebep olduğu utanç mı?

Oldukça sade, hem tasvirlerde hem de diyaloglarda son derece lezzetli bir anlatımla Utanç herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan bana göre. Kitap boyunca karakterlerimizi açık, duru bir biçimde tanırken hiç teklemeyen ve edebi lezzetini kaybetmeyen bir dilin tadını almak da çok güzel.
264 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin olduğum yerde kalmak, devam etmek istiyorum. Başkalarının yaptıkları kötülüklerin, beni yolumdan alıkoymasına izin vermiyorum. Bu benim hayatım ve yaptıklarımdan ben sorumlu olmak istiyorum. Yanlışlarım ve doğrularımla başkalarından etkilenmeden, akıl almadan yolumu çizmek istiyorum. Belki de böyle olduğunu göstermek istiyor alttan alta korkuyor ve kendimi (kendime bile itiraf edemesem de) topluma uymak için aslında feda ediyorum.

Kitabı okurken az önce yazdıklarım doğru mu, herşey bende mi bitiyor, benim hayatıma yardım amaçlı olsa bile kimse müdahale etmemeli mi diye o kadar düşündüm ki.. Hangi durumda bu yaklaşım doğru, hangi durumda yanlış, belki de hala fark edemediğimi düşündüm ve gerildim.
Kitabın irdelediği asıl konu bu değil, asıl konu utanç. Ama neyden utancağımıza kim karar veriyor? Acı çekerek, utancımızla yaşayarak acaba geçmiş hatalarımızın bedelini mi ödetiyoruz kendimize? Lucy ve babası da bunları kitapta yaşıyor ve sıklıkla düşünüyor/düşündürtüyor.
Güney Afrika Cumhuriyetinde geçen kitap 52 yaşında bir öğretmenin bir kız öğrencisiyle yaşadığı ilişki sonrası işinden olup hayatına devam etmeye/devam etmemeye çalışmasıyla başlıyor. Derken kendinizi kırsal hayat, şehir hayatı farklılık ve alışkanlıkları içerisinde güvenli bir yaşam için feda etmeniz gerekenleri sorgularken buluyorsunuz. Konu hayvan hakları, siyahi ve beyaz insanlar arası geçmişten günümüze taşınan gerilim, kadın olmanın anlamı, kendi ayakları üzerinde durma mücadelesi ve belki de bizi ilgilendirmeyen geçmiş günahların bedelinin ödenmesine kadar geliyor.

Kitap boyunca gerilim düşmüyor, konudan sapmıyorsunuz sadece karekterlerin davranışlarını düşünüyorsunuz. Yazar bize oldukça gerçekçi ve sert bir tablo çiziyor; düşüncelere ve ben olsaydım ne yapardımlara boğuyor. Okuyun ve nelerden "vazgeçebileceğinizi" düşünün.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Nobel Edebiyat Ödülü 'nü neye göre nasıl veriyorlar bilmiyorum hatta bazen siyasi davranıldığı düşünülse de benim için en prestijli ödüldür hâlâ. J. M. Coetzee'nin bu prestijli ödüle layık görülmesi çok yerinde kuşkusuz. Anlatımındaki dinginlik ve en acı olayı bile sükunetle okura yansıtmasını çok sevdim.
İsmiyle birebir örtüşen ve insanoğlunu belki de en çok hırpalayan duygusunu, utancı farklı beden ve ruhlarda etkileyici bir biçimde ele almış.

Kitap iki ana karakter arasında gelişiyor; bir tarafta kendi işlediği suçtan utanç duymayan bir baba, diğer tarafta başkasının işlediği suçtan utanç duyan bir evlat. Tek duygu iki farklı ruhta nasıl nasıl ortaya çıkar ve bu bedenler bunu dışarıya nasıl yansıtır?

Arka kapakta "inanılmaz güzellikte ama kasvetli bir öykü" diyor ve ne demek istediğini ancak okuyunca anlıyorum.
Bir kız öğrencisi ile ilgili yaşayan Profesör David Lurie'nin mesleğinden oluşunu ve şehri terk etmek zorunda kalışını anlatıyor Utanç. Kızının çiftliğine bir süreliğine gitmeye karar veriyor ve orada dünyanın başka meselelerini de mercek altında buluyor.

İç içe geçen iki öykü bu;Lurie'nin kişisel öyküsü ve Afrika'da yaşanan ırk ayrımını korkunç bir saldırı ile birebir kendinde ve kızında yaşatan bir öykü.

Kendi isteklerinden ve dürtülerinden vazgeçmek, parçası olduğun topluma ayak uydurmaya çalışmak bazen düşündüğümüzden de zor gelir. Kitapta konu irdelenirken insan olmanın amacı da sorgulanıyor. Ve hep söylediğim şeyi bana yeniden kanıtlıyor:
"Doğrularımız, zamana ve şartlara göre değişiklik gösterebiliyor."
Kitabı çok beğendim dostlarım. Okumalarınızda mutlaka yer verin
Mutlu günler
Selam ve dua ile
264 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
kitabı okudum okumasına ama inanın bana buraya ne yazacağımı bilemiyorum.çünkü yazarın, nobel edebiyat ödülünü almasında en önemli payı olan bir kitabında anlatmak istediklerini tam olarak anlayamamış olmaktan ve kitabı yanlış değerlendirmekten çekiniyorum. kitapta,50 li yaşlarda, başından iki evlilik geçmiş ve bir de yetişkin kızı olan bir profesörün,bir öğrencisiyle girdiği ilişki ile başlıyor bütün olaylar. Konu bundan sonra bu kişinin her zaman ama mutlaka ,dolaylı veya dolaysız içinde bulunduğu bir olaylar zincirine bürünüyor.kitapta öncelikle bir Güney Afrika daki yaşamla ilgili acı gerçekler ve şiddet var.ayrıca dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da yine özellikle şiddetlerden kadınların daha çok zarar gördükleri gerçeği de var.ve maalesef ne acıdırki yine kadınların bu şiddetlerden gördükleri zararları kabullenişleri veya kendilerini buna mecbur hissetmeleri konusu var. (burada bahsedilen şiddet,darp,gasp,tecavüz,fiziksel,ruhsal,cinsellik,korkutma,cinsellik karşılığında görevi kötüye kullanma ...vs. şeklinde olabiliyor).birde tabiiki hayvanlarla ilgili olan bölüm var.yani yazar o kadar çok gerçek anlatıyor ki kitapta ana tema olarak hangisine dikkatimizi çekmek istiyor bunu ben ayırt edemedim.belkide hepsini de ayrı ayrı bize göstermek istiyor.benim yazacaklarım bu kadar.okumak gerek.
253 syf.
·23 günde·Puan vermedi
Yorum yapmamaya karar vermiştim ama bir iki cümle yazmak istedim; düşündüklerimin içimde kalmaması adına. Sanırım bu kitap benim boyumu aştı. Okumakta ya da kitabı anlamakta zorlanmasam da kendime ait bir çıkarım yapamadığım için kitabı sevemedim. Kitap hakkında okuduğum yorumlar, benim kitabı okurken veya bitirdikten sonra aklıma gelmeyecek seçeneklerle doluydu. Ayrıca her bir yorum farklı bir seçeneği göz önüne koydu. O yüzden sanırım bu kitabı okuyan herkesin kendine öz yorumu olacaktır. Kitabın iki ana kahramanı var. Bir tanesini anlamaya çalışmadım dahi ama diğerini anlamak istesem de anlamadım. Bu da insani duygularımız ve karakterlerimizle ilgili olmalı. Kısacası bu benim için karışık bir kitap oldu. Başından dediğim gibi sanırım bu kitap benim algılamalarım çok üstünde bir kitap.
264 syf.
·Beğendi·8/10
Güney Afrikada, bir üniversitede Profesör olan David, başından iki evlilik geçmiş ve yalnız yaşayan bir kimsedir. Yaptığı işi sevmeyen ve yalnız ve dağınık bir yaşamı olan David, cinsel güdüleri güçlü olan biridir. Karşı cinse bağlanamayan, paralı ilişkilerde çare arayan bir kişi olan David, bir öğrencisiyle ilişki yaşayınca , tüm yaşamı alt üst oluyor. Okuldan atılıyor. Sonrasında, uzun süredir görüşmediği , bir çiftlikte sıradışı bir yaşam süren kızı lucy'nin yanına gidiyor. Orda birlikte yaşamaya devam ederken ırkçılık kokan bir saldırıya uğruyorlar. Bu sadırı, baba ile kızın inaç dünyasını, değerlerini yerle bir ediyor. Roman, kısaca; baba ile kızın dönüşümünün hikayesi. Akıcı bir dili olan kitap, okunmaya değer.
264 syf.
·14 günde·8/10
Sanırım sonunda kitabı yerden yere vurup neden böyle bir son diye kendimden geçtiğim ilk kitap.Çünkü beklentilerinizle oynuyor bence Coetzee bu sizde büyük bir etki bırakıyor.David Lurie karakteri sevmediğim bir karakter oldu çünkü içinden geçenlerle gerçekte yaptığı eylemleri sürekli çelişiyor bu da hoşuma gitmedi açıkçası.Aslında belkide çoğumuzda var olan bir şey; yapmamız gerekeni bildiğimiz bir durumda yapamıyoruz. Bilmiyorum ben David kadar buzdolabı olma çabasında değilim :D O sürekli cool'luğunu korumaya çalışan biri.Sona doğru oldu olacak hadi dedim ha gayret david ama ''lanet herif'' diyerek bitirdim. İyi eğlenceler yine de David'i bir tanıyın derim( kızı da ayrı bi dert, neyse:D)
264 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Karakterlere dair

DAVID:
Anti kahraman.
52 yaşında, uzun boylu, üniversitede iletişim dersi veriyor. Yaptığı işi sevdiği söylenemez. Gençliğinde arzuladığı hemen hemen her kadınla birlikte olmuş olmanın verdiği bir cinsiyet özgüveni var. Karşı konulamaz olduğunu düşünüyor. İki kez evlenip boşanmış. İlk evliliğinden Lucy adında bir kızı var.
Zaafları; güzel ve zeki kadınlar, cinsel arzular. Kendinden oldukça genç kadınlarla birlikte oluyor. Hazlarını erteleyemeyecek kadar bencil. Söz konusu cinsellik olunca, ilkeleri ya da ahlaki değerleri yok. Aynı zamanda empati yapabilen bir karakter değil.
David ilkeleriyle değil, dürtüleri ile hareket ediyor.


LUCY:
Eşcinsel bir entelektüel olan Lucy, sevgilisi Helena’dan yeni ayrılmış. Konformist bir kişiliği yok. Şehir hayatını bırakıp bir köyde çiftliğe taşınmış. Güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın. Bulunduğu bölgede siyahilerin saygısını kazanmış. Kitabın ilerleyen bölümlerinde içine kapanık, hassas ve inatçı birine dönüşüyor. Yaşanan elim olaydan sonra çiftliği terk etmiyor. Bu olayı; beyaz olduğu için, siyahilere ödemesi gereken bir bedel olarak görüyor.

SORAYA:
Zayıf, uzun boylu ve uzun saçlı siyahi bir kadın. Her perşembe David ile buluşan bir seks işçisi. David’in kızı olacak yaşta. Geçiş karakteri.

MELANIE:
22 yaşında, siyahi, ufak tefek, ince bir kız. David’in Romantizm Dönemi Şiir dersinden öğrencisi. David ile ilişkisi oluyor.

PETRUS:
Kırklı yaşlarda, siyahi. Lucy’nin yardımcısıyken ondan arsa alarak ortak oluyor. David onu faydacı ve düzenbaz olarak görüyor. Tam bir köy insanı, çalışkan ve hayatı köy işlerinden ibaret. Güç dengelerini değiştirmek için kötülük yapmaktan sakınmayacak bir karakter.
264 syf.
·7 günde·Puan vermedi
"sandalyede oturmuş kendi kendini kesip biçen bir adam:çirkin bir görüntü, ama bir bakıma bir kadının üzerinde debelenen bir adamın görüntüsünden daha çirkin değil." bu satırları yazan 55 yaşındaki Davıd'ın(çirkin bir adamın utancı)anlatılıyor.Bir babanın suçu ve kızının yaşadıkları o kadar içten anlatılmış ki sarıpsarmalıyor bizi. Okurken kendimi arayıp durdum sonra kendimi Lucy'nin benliğinde buldum. Şimdi ne çok kadın olduk. Hiçbir yere sığamıyoruz. Bir kavanoza kapatılmış hamam böcekleri gibi. Tutuldum kaldım bir yerlerde çıkarılmayı bekliyorum...
264 syf.
·Beğendi·8/10
52 Yaşında bir iletişim Profesörü, çekim Alanına Girdiği Öğrencisi ile yaşadığı ilişkinin çok büyük bir Utanç'a dönüşmesi.. Akabinde kariyerini yitirmesi, toplumdan uzaklaşmasıyla bedel ödemesi.. Aslında çok sıkıntılı şiddet içeren bir konuyu yazar gayet güzel bir yumuşaklıkla anlatmış. Bir solukta okunabilir nitelikte.Ayrıca ana karakterlerin ilginç ve tutarsız kişilik yapıları mevcut.. Güney Afrika'da ki siyahları hayvanlarla sembolize etmeye çalıştığını sonlarına doğru kafa yorarsanız Görüyorsunuz..
264 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Utanç içinde farklı türden duyulan utançların bulunduğu, insanı bazen rahatsız eden, kolay okunsa da iç huzuru bozan bir kitap. Yazar gözlerimiz satırlardan kaysın ama aklımız o satırların üzerinde takılı kalsın diye çok iyi bir iş çıkarmış. Hakkındaki övgüleri sonuna kadar hakediyor.
"Zavallı Lucy," diye fısıldıyor. "Ne kadar çok şey geçti başından!"
J. M. Coetzee
Sayfa 167 - Can Yayınları
"Bana bağırma David. Bu benim hayatım. Burada yaşayacak olan benim. Başıma gelenler benim sorunum, yalnızca benim, senin değil.
J. M. Coetzee
Sayfa 158 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Utanç
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750736506
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Disgrace
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
J.M. Coetzee, okuruna yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öykü anlatıyor. İnanılmaz güzellikte ama kasvetli bir öykü. Utanç, bir kız öğrencisiyle ilişkiye giren Profesör David Lurie’nin düşüşünü anlatıyor. Okul yönetimince savunması istenen David, kendini savunmadan, suçlamaları okumayı bile reddederek hakkındaki iddiaların yer aldığı belgeleri imzalar. Sadece okulu değil, o kenti de terk ederek kızı Lucy’nin çiftliğine sığınır. Çiftlikteki yaşama koşullarına ve ırk ayrımının yeni boyutlar aldığı bir topluma uyum sağlama yolunda inançsızca sürdürdüğü çabaları, bir gün kızıyla birlikte uğradığı vahşi bir saldırıyla kesintiye uğrar.

Romanda Lurie’nin kişisel öyküsü ile Güney Afrika’nın öyküsü iç içe geçiyor; beyazıyla siyahıyla bütün Afrikalıların bildikleri kuralların tümü tersine dönüyor, çarpıtılıyor. Utanç, aslında insan olmanın anlamını arayan bir roman. J.M. Coetzee, insanın içine işleyen gerçekleri yalın ama vurucu bir üslupla dile getirirken yaşayan en iyi romancılardan biri olarak anılmayı hak ediyor.

Kitabı okuyanlar 372 okur

  • nur sarıoğlu
  • Sekina
  • Ezgi
  • Müzeyyen
  • Zahide pınarlı
  • Şeymanur Demir
  • Yusuf Açık
  • Alev Günal
  • Selin Ceylan
  • Canan Yüksel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.5
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%17.9
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%26.9
45-54 Yaş
%13.4
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.1
Erkek
%42.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.9 (27)
9
%16.8 (24)
8
%29.4 (42)
7
%21.7 (31)
6
%8.4 (12)
5
%2.8 (4)
4
%1.4 (2)
3
%0
2
%0
1
%0.7 (1)