jack london tarafından 1912'de gazetede tefrika edilerek yayınlanan ve sonra kitap haline getirilen kıyamet sonrası edebiyatı türü eser. 1912 yazılan bir kitabın 100-150 yıl sonrasına isabetli tahminler yapması ise bir o kadar şaşırtıcı geldi bana. notları ile birlikte 68 sayfalık kısacık bir kitap, bir günde bile bitirebilirsiniz. korona zamanı nasıl yüzlerce inceleme girilmemiş anlam veremedim.
Spoiler!!!
Kitaptaki salgın, korona ile bazı açılardan paralel ilerlese de çok daha ölümcül bir boyuta ulaşıyor ve insanlığın büyük kısmını yok ederek dünyada yalnızca bir avuç insan bırakıyor. Bu yönüyle sadece bir hastalık hikâyesi değil, medeniyetin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir anlatı aslında.
Okurken aklıma sık sık Albert Einstein’ın “4. Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak” sözü geldi. Einstein bunu nükleer savaş üzerinden kurgularken, London aynı sonuca bir salgın üzerinden ulaşıyor. Sebep farklı ama sonuç aynı: İnsanlığın bir anda bilimden, teknolojiden ve sosyal düzeninden koparak ilkel bir yaşama geri dönmesi. Bugün tüm teknoloji yok olsa, gerçekten kaçımız sıfırdan bir şey inşa edebiliriz?
Küçük çaplı bir kıyamet sonrası dünyada sınıf farklarının ortadan kalkması da dikkat çekici. İnsanlar artık geçmiş statülerine göre değil, hayatta kalma becerilerine göre değer görüyor. Granser’ın, salgın öncesinde zengin ve kültürlü olan bir kadının sonrasında kaba bir şoförle birlikte olmasını kabullenememesi de bu kırılmanın güzel bir örneği. Ama öte yandan gerçeklik de ortada: Eğer bir gün doğada hayatta kalmak zorunda kalsam, yanımda bir edebiyat profesöründen çok iri yarı bir avcı isterim.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise Granser’ın kültürlü biri olmasına rağmen torunlarının neredeyse tamamen bilgisiz kalmış olması. İlk bakışta “neden onları eğitmedi?” diye düşündürüyor. Ama aslında kitap burada ince bir şey söylüyor: Medeniyet sadece bilgiyle değil, o bilginin aktarılabildiği bir sistemle ayakta kalıyor. Sistem çöktüğünde, bilgi de kısa sürede buharlaşıyor. Granser’ın torunlarına bir şeyler anlatmaya çalışırken yaşadığı çaresizlik de bunu çok iyi yansıtıyor.
Kitap bana ayrıca George Carlin’in şu sözünü hatırlattı: “İnsanlar dünyayı yok edecekmiş… İnsanlar dünyada köpeğin üstündeki pireler gibidir; köpek bir silkinse hepsi yok olur.”
Gerçekten de bazen ne kadar ilerlediğimizi düşünüyoruz ama aslında ne kadar kırılgan olduğumuzu unutuyoruz. Belki de bir mikrop kadar güçsüzüz. Ve ironik olan şu ki, o mikrop ya sonumuzu getirebilir ya da bizi birbirimize düşürebilir.