·541 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mayıs 2026 00:00 Émile Zola’nın 20 kitaplık roman dizisi Les Rougon-Macquart’ı okumaya başladım; bu uzun destanı, Rougonların Yükselişi başlıklı ilk kitapla açtım.1
Zola, kendisini natüralist bir yazar olarak tanımlar; yani insanın kaderinin kalıtım, çevre ve toplumsal koşullar tarafından bütünüyle belirlenebileceğine inanır. Bu doğrultuda bilimi yoğun biçimde kullanan gerçekçi bir kurgu oluşturur. Bu ilkeleri göstermek amacıyla da, kendi deyimiyle “deneysel” olan bu roman dizisini Rougon-Macquart ailesi üzerinden kurgulamıştır.
Hikâye, 1851’de İkinci Fransız İmparatorluğu’nu başlatan darbenin hemen öncesinde geçer. Bu döneme aşina değilseniz (benim gibi), kısaca şöyle özetlenebilir: Louis Napoléon Bonaparte, ilk Napoléon’un yeğeniydi. Amcasının düşüşü ve ölümünün ardından sürgüne gönderildi; ancak 1848 Devrimi sonrasında İkinci Cumhuriyet kurulunca Fransa’ya dönebildi. Bonapartizm hâlâ güçlü olduğu için seçim kampanyası yürüttü ve cumhurbaşkanı seçildi. Görev süresi dolmak üzereyken iktidarı bırakmak istemedi ve bir darbe gerçekleştirerek yönetimi ele geçirdi. Ardından İkinci Fransız İmparatorluğu’nu kurdu ve yirmi yılı aşkın bir süre imparator olarak hüküm sürdü.
Hikâye tamamen, Aix-en-Provence’tan esinlenilerek yaratılmış kurgusal bir Fransız kasabası olan Plassans’ta geçer. Kasabanın önemli burjuva ailelerinden biri Rougon’lardır. Adélaïde Fouque, Rougon adında bir çiftçiyle evlenir (adı belirtilmez). Pierre adında bir oğulları olur; ancak Rougon, Pierre’in doğumundan kısa süre sonra ölür. Adélaïde daha sonra Macquart ile bir ilişki yaşar ve Antoine adlı bir oğlu ile Ursule adlı bir kızı olur. Pierre kasabada güç kazanır ve üvey kardeşlerinin, hatta sonunda annesinin bile, kendisine kalan hatırı sayılır mirastan pay almamasını sağlamaya çalışır.
Olaylar ilerledikçe Zola, Rougon-Macquart ailesinin pek çok üyesini tanıtır. Bazen adeta “tanrısal” bir anlatıcı gibi davranarak bir karakterin hikâyesini birkaç cümleyle geçer, bazen de belirli kişilerin hayatlarını ayrıntılı biçimde ele alır. Bu iç içe geçmiş hikâyeler bizi İkinci İmparatorluk’un kuruluş dönemine götürür. Pierre Rougon, Bonapartçılarla saf tutar ve eşi onlar kazanırsa kaderlerinin değişebileceğine onu ikna eder. Zola, bu küçük kasabadaki küçük hesaplı siyaseti ve insanların, cumhuriyetçilerin ayaklanması ya da Bonapartçılar hakkında büyük sözler sarf etseler bile, nasıl kolayca taraf değiştirebildiklerini gösterir.
Plassans’ta yaşananlar, 1789 Devrimi’ni anlatan kitaplarda sıkça görülen romantik olaylardan ziyade, insanların siyasi ortamdan kişisel çıkar sağlamaya çalıştığı ve sadakatlerin kolayca değiştiği, oldukça acıklı durumlardır.
Bazı eksikliklerine rağmen bu kitabı bu kadar seveceğimi beklemiyordum. Hikâye, 1851 olayları ile aile geçmişi arasında gidip geliyor; ancak bu geçişler çok düzenli değil ve Zola, çoğu zaman aile dallarını birkaç cümleyle açıklayıp ayrıntıya girmeden geçiyor. Bazı bölümlerin fazla uzun tutulduğunu ama ailenin bazı üyelerinin geçiştirildiğini görebiliyoruz. Ancak, Zola’nın daha sonraki kitaplarında değişik aile üyelerini ayrıntılı olarak anlatacağını da belirtelim. Bu yönüyle Balzac’ın La Comédie Humaine adlı roman dizisinden (91 bitmiş ve 46 yarım kalmış kitaptan oluşuyor) ilham aldığını söyleyebiliriz.
Kitaptaki ve sonraki eserlerdeki karakterleri takip etmeyi kolaylaştırmak için Rougon-Macquart ailesinin bir soy ağacını hazırladım; ancak bu yalnızca bu kitabı kapsıyor. Aile çok daha kalabalık, bu yüzden diğer kitapları okudukça bunu tamamlamayı umuyorum (toplam 20 kitap var!).
Kitabı İngilizce okudum ve Ernest A. Vizetelly’nin çevirisi oldukça etkileyici. Görünüşe göre bu oldukça heyecan verici bir yolculuk olacak; diğer kitapları okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Önerilen bir okuma sırası var (yayın sırasından farklı), ancak her kitap esasen tek başına da okunabilir.