·312 syf.····Okunma: 04 Mayıs 2026 21:50 Güzel Çirkin üzerine konuşmak gerçekten keyifli, çünkü Alice Feeney yine insanın zihniyle oynayan, okuru sürekli diken üstünde tutan o tanıdık tarzını konuşturmuş.
Bu kitap benim için baştan sona bir “güven” meselesiydi. Kime inanacağımı, anlatılanların ne kadarının gerçek olduğunu, neyin çarpıtıldığını sürekli sorguladım. Zaten Feeney’in kalemini bu kadar özel yapan şey de tam olarak bu: sana bir hikâye anlatmıyor, seni o hikâyenin içine çekip algınla oynuyor. Okurken sık sık durup “ben neyi kaçırdım?” diye düşündüğüm çok an oldu.
Karakterler özellikle çok katmanlıydı. Yüzeyde gördüğümüzle derinlerde saklananlar arasında ciddi bir fark var ve bu da hikâyeyi sadece bir gizem romanı olmaktan çıkarıp psikolojik bir çözümlemeye dönüştürüyor. Her karakterin kendi haklılığı, kendi karanlığı var. Bu da okuru taraf seçmeye zorlarken bir yandan da rahatsız edici bir gri alanda bırakıyor.
Atmosfer açısından da oldukça etkileyiciydi. Mekân betimlemeleriyle kurulan o hafif tekinsiz hava, olayların gidişatıyla birleşince sürekli bir gerilim hissi yaratıyor. Öyle ki kitapta “büyük bir şey olacak” hissi hiç kaybolmuyor. Ama asıl çarpıcı olan, o büyük şeyin tahmin ettiğin gibi olmaması.
Daha önce yazarın Taş Kağıt Makas ve Ne Yaptığını Biliyorum kitaplarını okumuş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Feeney her kitapta aynı tarzı korurken kendini tekrar etmiyor. Yine ters köşeler var, yine güvenilmez anlatıcılar var ama kurgu her seferinde farklı bir yerden vuruyor. Bu kitapta da o “son anda her şeyin anlam değiştirmesi” hissini çok güçlü yaşadım.
Final kısmına özellikle değinmeden geçemem. Çünkü kitap boyunca zihninde kurduğun bütün ihtimallerin tek tek yıkıldığı, parçaların bir anda yerine oturduğu bir finaldi. Ama bu öyle “şok olsun diye yapılmış” bir ters köşe değil; geriye dönüp baktığında aslında her şeyin ipuçlarının verildiğini fark ediyorsun. Bu da kitabı bitirdikten sonra bile zihninde dönüp durmasına neden oluyor.
Genel olarak, sadece sürükleyici bir hikâye değil; aynı zamanda insan psikolojisini, ilişkilerdeki güç dengelerini ve “görünen ile gerçek” arasındaki uçurumu sorgulatan bir romandı. Alice Feeney’in kalemini sevenler için kesinlikle kaçırılmaması gereken, hatta bence yazarın en etkileyici işlerinden biri.
Benim için hem akıcı hem de düşündürücü bir okuma oldu. Bitirdikten sonra bir süre hiçbir kitaba başlayamama hissi bırakan türden.