Dürüst olmak gerekirse bu kitabı daha önce hiç duymamıştım, yazarını da tanımıyordum. Nasıl oldu bilmiyorum, yanlışlıkla PDF’ini indirdim. Hazır karşıma çıkmışken okumaya karar verdim. Tomris Uyar’ın çevirisini yaptığı bu eserle birlikte Andrew Jolly ile tanışmış oldum.
Sade dili, yoğun anlatımı ve akıcı olay örgüsü okumayı daha da keyifli hâle getiriyor.
Kitap, ırkçılık nedeniyle sevdiği kadınla evlenmesine karşı çıkan aileye ve toplum baskısına rağmen büyük bir kararlılık sergileyen Kabrero’nun hikâyesini anlatıyor. Onun aşkına tutunuşuna hayran kalmamak elde değil. Toplum tarafından kabul görmeyen Kızılderili bir kadınla evleniyor. İki yıl süren bu birliktelik, eşinin ölümüyle son buluyor.
Kadının ölümünden sonra Kabrero’nun tek isteği, eşinin sıradan bir insan gibi görülmesi ve hak ettiği şekilde gömülmesi oluyor. Onu kendi topraklarına defnetmek için verdiği mücadele ince bir duyarlılıkla aktarılıyor. Yaşadığı onca zorluğa rağmen pes etmeyişi gerçekten etkileyici.
Kabrero, sevdiği kadını ne yere sığdırabildi ne göğe… Onu yalnızca yüreğine sığdırdı; o öldükten sonra da içine gömdü.
"Gerçek sevginin toplumsal önyargılara ve her türlü baskıya göğüs gerecek kadar güçlü bir kararlılık göstermelidir ve keza ölüm bile bu bağlılığı bitiremez. "
Bu kitabı yürekten tavsiye ediyorum.