Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar.
| Vaktin geldiğini hissedenler, dikkatli olanlar beni duysun.|
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin.
| Her şeyi sayılarla, bilgisayarlarla, parayla ölçenler, siz de dinleyin.|
Külden martı doğuran odalıklar.
| Boş işlerle uğraşıp, değersiz şeylerden büyük sonuçlar bekleyenler.|
Ve kahyalar.
| Başkalarının hayatını yönetmeye çalışan görevliler.|
Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili.
| Sadece para konuşmaktan kalbi katılaşmış, dili kirlenmiş olanlar.|
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler.
| İşini heyecansız yapanlar ve çıkarı için başkalarına yaranmaya çalışan satıcılar.|
Celep ki sıvışık, natır ki nadan.
| İşini dürüst yapmayan tüccarlar ve kaba saba yardımcılar.|
Ey hayat rengini sazendelik sanan.
| Yaşamayı sadece eğlenceden ibaret zannedenler.|
Yırtlaz kalabalık!
|Utanması kalmamış, sadece bağıran kalabalık!|
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi.
| İçimdeki o hüzünlü ve yorgun sesi dinleyin.|
Hepiniz kulak verin.
|Hiç kimse dışarıda kalmasın, herkes duysun.|
Güneşin koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği yazlar yok.
| Eskinin o huzurlu, sakin ve anlamlı yaz mevsimleri bitti.|
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan karla örtülmüş kırların kışı.
| Sessiz ve temiz olan o eski kışlar da kalmadı.|
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri.
| O güzel insanlar ve o güzel zamanlar gitti, yerleri boş kaldı.|
Orada duyumsatmadı kendini hiçlik bile.
| Artık o kadar boşuz ki, boşlukta olduğumuzu bile hissetmiyoruz.|
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden varla yok harman eden sesi uçursak diye bize verildi.
| Bu son zamanlar sanki bize, içimizdeki o gerçek sesi tamamen kaybedelim diye verildi.|
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda soluyuş izlerimiz silmek için.
|Yüz yıl yetti doğadan ve doğallıktan kopmamıza.|
Ne yesek lokmaya vurulur gibi değil.
|Yediğimiz yemeklerin artık tadı tuzu, bereketi yok.|
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz.
| İçtiğimiz hiçbir şey susuzluğumuzu gidermiyor, ruhumuzu doyurmuyor.|
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni.
| Toplantılar yapılıyor ama nezaketi ve yumuşaklığı hayattan kovmak için.|
Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle kapanıyor bilanço.
| Utanma duygusu olmayan insanlar, sadece kâr-zarar hesabı yapıyor.|
Top mermisi, kör testere, defalarca boyanmış çaput parçaları.
| Savaşın, yıkımın ve eski püskü fikirlerin arasında sıkıştık.|
Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki serazat kahkahalar atalım.
| Mutsuzluğumuzu gizlemek için gün boyu zorla gülüyoruz.|
Yapmacıktan nefretimiz sebep olsun kavgamıza.
| Gerçekten değil, sırf öyle görünmesi gerektiği için kavga ediyoruz.|
Bekleyiş arzından kovsunlar bizi.
|Umut etmekten bile vazgeçirdiler bizi. |
Ne yemen biraz öncemiz diyelim ne biraz sonramız meksika.
| Ne geçmişimiz ne geleceğimiz bize ait, her şey karmakarışık ve yabancı.|
Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız. |Yaşadığımız bu dünya artık çok duyarsız ve katı.|
Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça.
|Dışı süslü ama içi dökülüyor, sırrı bozulmuş.|
Üstü başı kükürtlü bu dünyadan kancıklık sıçradı çevirdiğimiz sayfalara.
| Dünyanın bu pisliği artık okuduğumuz kitaplara, yazdığımız yazılara bile bulaştı.|
Artık kimse bize haber vermeyecek hemen şu tepenin ardında saldırmaya hazır ve müsellah bir düşman taburu durduğunu.
| Artık tehlikeyi dışarıda aramamıza gerek yok, kimse bize "dışarıda düşman var" demeyecek.|
Çünkü gerçekten yok böyle bir ordu.
| Çünkü dışarıda savaşacak bir düşman kalmadı.|
Bir düşmanımız kaldı kendi dudaklarımız arasında.
| Bizim tek düşmanımız artık kendi söylediklerimiz, kendi yalanlarımız ve kendi dürüst olmayışımız.|
Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir.
| Dünyanın çirkinleştiğini ve bizi birbirimize nasıl yabancılaştırdığını biliyoruz.|
Çırpını çırpını giden atlardan indik girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına.
| Eskiden asil ve hızlıydık, şimdi ise sıradan ve kaba bir kalabalığa dönüştük.|
Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar kanırtılırken ses etmedik.
| Aklımız saçma sapan ve güçsüz fikirlerle doldurulurken sustuk.|
Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik.
| Birileri bizden hesap sorar diye hep korkuyla yaşadık.|
Kaldıysa bir soru içimizde o da birşey. Nerdedir yerle gök arasındaki ulak, nerde biz?
| Tek bir soru kaldı: Gökyüzüyle (maneviyatla) bağımızı kuracak o elçi nerede, biz neredeyiz?|
Kimseden bir işaret gelmeyecek bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa.
| Eğer mucizeler olmazsa, kimse bize gerçeği anlatmayacak.|
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi.
| Hiç kimseye kötü niyetle bakmayan o eşsiz insanı (Allah Resulü ﷺ) kimse size hatırlatmayacak.|
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile. | Çiçekleri bile incitmekten korkan o zarafet sahibi kimdi?|
Öğretmek için cephe nedir kıyam etti torunu kucağında.
| Savaşmanın ve dik durmanın ne demek olduğunu, kucağında çocuğuyla herkese gösterdi.|
Dönünce bütün gövdesiyle döndü.
| Birine bakarken sadece göz ucuyla değil, ona değer vererek tüm varlığıyla döndü.|
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda bir bilinebilseydi nedir veche.
| Eğer sadece bu samimiyet ve bu "yüzünü dönme" meselesi anlaşılsaydı, her şey çözülürdü.|
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar.
| Ey gerçekleri fark edenler, tekrar dinleyin.|
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden.
| O sahte ve boş gülüşleri yüzünüzden söküp atın.|
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın.
|Gereksiz çığlıkları, şikayetleri ve yükleri bırakın.|
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti.
| Sahte liderlerin ve boş konuşanların gücü kalmasın.|
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın.
| Gerçekten nazik olmanın ne demek olduğunu unutmayın.|
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
| Bir ağacın altında, hiçbir çıkar gözetmeden huzurla gülümsemeyi hatırlayın.|
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta...
| Sert ve kaba ortamlarda bile, o eski, samimi ve sessiz gülümsemeyi kaybetmeyin. |