Gönderi

Allah Resulü (ﷺ) | Naat | İsmet Özel
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar. | Vaktin geldiğini hissedenler, dikkatli olanlar beni duysun.| Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin. | Her şeyi sayılarla, bilgisayarlarla, parayla ölçenler, siz de dinleyin.| Külden martı doğuran odalıklar. | Boş işlerle uğraşıp, değersiz şeylerden büyük sonuçlar bekleyenler.| Ve kahyalar. | Başkalarının hayatını yönetmeye çalışan görevliler.| Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili. | Sadece para konuşmaktan kalbi katılaşmış, dili kirlenmiş olanlar.| Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler. | İşini heyecansız yapanlar ve çıkarı için başkalarına yaranmaya çalışan satıcılar.| Celep ki sıvışık, natır ki nadan. | İşini dürüst yapmayan tüccarlar ve kaba saba yardımcılar.| Ey hayat rengini sazendelik sanan. | Yaşamayı sadece eğlenceden ibaret zannedenler.| Yırtlaz kalabalık! |Utanması kalmamış, sadece bağıran kalabalık!| Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi. | İçimdeki o hüzünlü ve yorgun sesi dinleyin.| Hepiniz kulak verin. |Hiç kimse dışarıda kalmasın, herkes duysun.| Güneşin koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği yazlar yok. | Eskinin o huzurlu, sakin ve anlamlı yaz mevsimleri bitti.| Yok artık altında suskun yolları saklı tutan karla örtülmüş kırların kışı. | Sessiz ve temiz olan o eski kışlar da kalmadı.| Gitti giden, yerine gelmedi başka biri. | O güzel insanlar ve o güzel zamanlar gitti, yerleri boş kaldı.| Orada duyumsatmadı kendini hiçlik bile. | Artık o kadar boşuz ki, boşlukta olduğumuzu bile hissetmiyoruz.| Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden varla yok harman eden sesi uçursak diye bize verildi. | Bu son zamanlar sanki bize, içimizdeki o gerçek sesi tamamen kaybedelim diye verildi.| Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda soluyuş izlerimiz silmek için. |Yüz yıl yetti doğadan ve doğallıktan kopmamıza.| Ne yesek lokmaya vurulur gibi değil. |Yediğimiz yemeklerin artık tadı tuzu, bereketi yok.| Yuduma gelmiyor içtiklerimiz. | İçtiğimiz hiçbir şey susuzluğumuzu gidermiyor, ruhumuzu doyurmuyor.| Dernekler toplanıyor dışta tutmak için kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni. | Toplantılar yapılıyor ama nezaketi ve yumuşaklığı hayattan kovmak için.| Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle kapanıyor bilanço. | Utanma duygusu olmayan insanlar, sadece kâr-zarar hesabı yapıyor.| Top mermisi, kör testere, defalarca boyanmış çaput parçaları. | Savaşın, yıkımın ve eski püskü fikirlerin arasında sıkıştık.| Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki serazat kahkahalar atalım. | Mutsuzluğumuzu gizlemek için gün boyu zorla gülüyoruz.| Yapmacıktan nefretimiz sebep olsun kavgamıza. | Gerçekten değil, sırf öyle görünmesi gerektiği için kavga ediyoruz.| Bekleyiş arzından kovsunlar bizi. |Umut etmekten bile vazgeçirdiler bizi. | Ne yemen biraz öncemiz diyelim ne biraz sonramız meksika. | Ne geçmişimiz ne geleceğimiz bize ait, her şey karmakarışık ve yabancı.| Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız. |Yaşadığımız bu dünya artık çok duyarsız ve katı.| Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça. |Dışı süslü ama içi dökülüyor, sırrı bozulmuş.| Üstü başı kükürtlü bu dünyadan kancıklık sıçradı çevirdiğimiz sayfalara. | Dünyanın bu pisliği artık okuduğumuz kitaplara, yazdığımız yazılara bile bulaştı.| Artık kimse bize haber vermeyecek hemen şu tepenin ardında saldırmaya hazır ve müsellah bir düşman taburu durduğunu. | Artık tehlikeyi dışarıda aramamıza gerek yok, kimse bize "dışarıda düşman var" demeyecek.| Çünkü gerçekten yok böyle bir ordu. | Çünkü dışarıda savaşacak bir düşman kalmadı.| Bir düşmanımız kaldı kendi dudaklarımız arasında. | Bizim tek düşmanımız artık kendi söylediklerimiz, kendi yalanlarımız ve kendi dürüst olmayışımız.| Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir. | Dünyanın çirkinleştiğini ve bizi birbirimize nasıl yabancılaştırdığını biliyoruz.| Çırpını çırpını giden atlardan indik girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına. | Eskiden asil ve hızlıydık, şimdi ise sıradan ve kaba bir kalabalığa dönüştük.| Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar kanırtılırken ses etmedik. | Aklımız saçma sapan ve güçsüz fikirlerle doldurulurken sustuk.| Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik. | Birileri bizden hesap sorar diye hep korkuyla yaşadık.| Kaldıysa bir soru içimizde o da birşey. Nerdedir yerle gök arasındaki ulak, nerde biz? | Tek bir soru kaldı: Gökyüzüyle (maneviyatla) bağımızı kuracak o elçi nerede, biz neredeyiz?| Kimseden bir işaret gelmeyecek bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa. | Eğer mucizeler olmazsa, kimse bize gerçeği anlatmayacak.| Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi. | Hiç kimseye kötü niyetle bakmayan o eşsiz insanı (Allah Resulü ﷺ) kimse size hatırlatmayacak.| Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile. | Çiçekleri bile incitmekten korkan o zarafet sahibi kimdi?| Öğretmek için cephe nedir kıyam etti torunu kucağında. | Savaşmanın ve dik durmanın ne demek olduğunu, kucağında çocuğuyla herkese gösterdi.| Dönünce bütün gövdesiyle döndü. | Birine bakarken sadece göz ucuyla değil, ona değer vererek tüm varlığıyla döndü.| Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda bir bilinebilseydi nedir veche. | Eğer sadece bu samimiyet ve bu "yüzünü dönme" meselesi anlaşılsaydı, her şey çözülürdü.| Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar. | Ey gerçekleri fark edenler, tekrar dinleyin.| Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden. | O sahte ve boş gülüşleri yüzünüzden söküp atın.| Omzunuzdan vaveyla heybesini atın. |Gereksiz çığlıkları, şikayetleri ve yükleri bırakın.| Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti. | Sahte liderlerin ve boş konuşanların gücü kalmasın.| Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın. | Gerçekten nazik olmanın ne demek olduğunu unutmayın.| Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek | Bir ağacın altında, hiçbir çıkar gözetmeden huzurla gülümsemeyi hatırlayın.| Ağız dolusu gülmeden taşlıkta... | Sert ve kaba ortamlarda bile, o eski, samimi ve sessiz gülümsemeyi kaybetmeyin. |
27 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.