Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Çocuk!
Tanımının evrensel, varlığının dönem ve kültürlere göre şekil aldığı, küçükken büyük, önemsizlikte değerli, bir şeyken her şey.
Bir yanda, çocuğun sırta yük algısında, asıl meselenin karın doyurmak olduğunu düşünen baba ve yoksulluğun pençesinde, payına iş, çocuk, yemek, bulaşık, çamaşır düşen, iki yakayı bir araya getirebilmek kaygısındaki anne; diğerinde pamuklara sarıp sarmaladıkları küçücük evlatlarını saçma -akıl almaz- bir kaza sonucu kaybeden anne-baba. İki aile arasında emanetleşen isimsiz bir çocuk.
Yazar bu hikayeyi çocuk ağzından kaleme dökerken iki farklı aile kültürü arasında bocalayan çocuğun anlamlandırcağı çelişkileri, değer, özen, bakım ve duyguları büyük bir ustalıkla anlatıyor. Babasından göremediği ilgiyi başka bir adamdan gören çocuğun, önce garipsediği, alışmamak için kendini geri çekmek istediği ama başaramadığı aşamalara tanıklık ederken: evladını kaybetmiş bir babanın çocuğuna duyduğu özlemi başka çocukta giderme çabası, ölüm-yaşam tezatlığı, ağzı lağım çukuru olan toplum insanının gereksiz merakı, merhametin yüceliği de ara temalar olarak karşımıza çıkıyor.
Yazar ile hayatın hiçbir yerinde, hiç kimseye adil olmadığı yerlerden birinde bir çocuğun kalbinde 'Her şey bir başka şeye dönüşüyor, daha önce her ne idiyse onun bir başka biçimine.' (s. 26).
'Çoğu insan sırf bulunmaz bir hiçbir şey söylememe fırsatını kaçırdığı için çok şey kaybetmiştir.' (s. 59) cümlesi uzun uzun düşündürürken akıldaki 'Doğuran mı, kalbiyle bakan mı?' sorusunun cevabı netleşiyor.
Küçük, bilmez, anlamaz denilen, hor görünen o miniğin dünyasına girebilen biri, üreme ehliyeti olması gerekliliğini gözü kapalı kabul eder. Etmelidir. Etmek zorundadır. Bilinçsiz yapılan bir eylemin bedelinin ağırlığı altında ezilmelidir insan. İnsansa şayet.
İşin özü, bir hikaye anlatısıyla az sayfada çocuk psikolojisini çok iyi hissettiren eserlerden biri.