·576 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2026 01:26 Bazı hikâyeler vardır, daha ilk sayfasında seni çağırır. Nereye gittiğini bilmezsin ama yine de peşinden gidersin. Yıldızsız Deniz benim için tam olarak böyle bir çağrıydı.
Okudukça kendimi bir kitabın içinde değil, kitapların arasında yürüyormuş gibi hissettim. Bir kapı açıldı, başka bir hikâyeye çıktım. Bir cümle bitti, başka bir dünyanın eşiğine geldim. Bazen Narnia’ya açılan o tanıdık kapının önünde durdum, bazen de bir tavşanın peşinden hiç düşünmeden içeri atladım. Ama bu tanıdıklık hiç eğreti durmadı. Sanki yazar sevdiği tüm hikâyeleri alıp, onları incitmeden, kendi kalbinde yeniden kurmuş gibiydi.
İçindeki hikâyeler başta dağınık gibi… ama aslında değil. Her biri başka bir yerde yankılanıyor. Yarım bırakılan bir şey, ileride karşına çıkıyor. Ve sen o küçük parçaları kaçırmamak için daha sıkı tutunuyorsun kitaba. Çünkü hissediyorsun—bir kere koparsan, o büyü dağılacak.
Bir noktadan sonra gerçeklik bulanıklaştı benim için. Okuduğum şey bir kitap mıydı, yoksa ben gerçekten o kapılardan geçiyor muydum, emin olamadım. Ama garip olan şu ki bu his hiç rahatsız etmedi. Aksine, insan biraz daha kaybolmak istiyor.
Bitirdiğimde içimde tuhaf bir his kaldı. Sanki orada hâlâ anlatılmayı bekleyen hikâyeler var ve ben yarıda çıkmışım gibi. O yüzden bu kitap benim için bitmedi aslında. Sadece kapağını kapattım.