6/10
·134 syf.··
2026 41. kitabı
Zülfü Livaneli’nin o kendine has, su gibi akan anlatımını her zaman sevmişimdir ama Balıkçı ve Oğlu bende yarım kalmışlık hissi bıraktı. Kitabı bitirdiğimde, sanki çok güzel bir yemeğin tadına tam varacakken tabağım önümden alınmış gibi hissettim. Ne yalan söyleyeyim, kurgu bana biraz zayıf geldi. Kitabın ele aldığı meseleler mülteci dramı, ekolojik yıkım, balık çiftliklerinin doğayı katletmesi gerçekten çok kıymetli ve sarsıcı konular. Ancak bu kadar büyük dertleri bu kadar az sayfaya sığdırmaya çalışınca, olayların derinliği biraz yüzeysel kalmış. Özellikle karakterlerin geçmişlerine dair o kadar az şey biliyoruz ki, yaşadıkları acılara tam anlamıyla ortak olmakta zorlandım. Mustafa ve Mesude’nin o büyük yası, sanki sadece birer dekor gibi duruyor; oysa onları daha yakından tanımayı, o acının köklerine inmeyi çok isterdim. En çok da olay akışındaki hız beni yordu. Konular birbirine o kadar çabuk ve bazen o kadar tesadüfi bağlanıyor ki, okur olarak o duygu geçişlerini sindirmeye vakit bulamıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz balıkçıların dertlerini okuyoruz, bir bakıyorsunuz hoop diye mülteci krizinin ortasındayız. Bu keskin geçişler, romanın o kurgusal bütünlüğünü biraz zedelemiş gibi. Sanki Livaneli bir roman yazmaktan ziyade, toplumsal bir yarayı anlatmak için acele etmiş ve bu telaş da kurgunun önüne geçmiş. Tabii ki Livaneli’nin o naif dili, denizi anlatışındaki ustalık yine orada; okurken Ege’nin kokusunu alabiliyorsunuz. Ama iyi bir hikâye sadece güzel cümlelerden ibaret değil, karakterlerin de o hikâyeyle birlikte nefes alıp vermesi gerekiyor. Benim için bu kitap, etkileyici bir toplumsal eleştiri olsa da, maalesef karakterlerin ve olayların derinleşemediği, biraz aceleye getirilmiş bir anlatı olarak kalacak.
1000Kitap
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,6bin okunma
·
22 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.