Abdullah ve kardeşi Peri, birbirine sarsılmaz bir bağla bağlıdır. Babaları Sabır, fakirlik yüzünden Peri'yi üvey dayısı Nebi sayesinde zengin bir aile olan Wahdati'lere evlatlık verir. O günden sonra ikisinin hayatında da adı konulamayan bir eksiklik kalır. Şair ruhlu Nila Wahdati, dışarıdan kusursuz görünen Eşi Süleyman Wahdati ile mutsuz bir evlilik yaşıyordur. Süleyman şoförü Nebi'ye aşıktır (evet burada bir şok yaşadım). Nebi ise Nila'yı seviyordur ancak patronuna ihanet etmek istemez. Süleyman felç geçirince Nila, Peri'yle birlikte Fransa'ya kaçar ve Nebi yıllarca Süleyman'ın bakımını üstlenir.
Yıllar geçtikçe hikâye başka hayatlara uzanır.
Paris’te büyüyen Peri, geçmişine dair açıklayamadığı boşluğu anlamaya çalışırken; savaşın ortasında insanlar yaralarını sarmaya çalışır. Öncelikle romanda bir baş karakter yoktu, her ne kadar Peri sansam da sadece kitabın başında ve sonunda bahsedilmiş.İkbal, İdris, Timur, Roshi, Abel... Çok fazla karakter vardı ve bu karakterler az çok birbiriyle bağlantılıydı, olay örgüsü yoktu. Olaylar Abd, Afganistan, Fransa arasında geçti. Kitabın başında bahsedilen Abdullah finale yakın ortaya çıktı. Keşke Abdullah ve Peri'nin kavuşması daha erken olsaydı. Kitabin daha çok Peri üzerinden ilerlemesini isterdim. İlk 100 sayfa güzeldi ancak sonrasında beni sarmadı ve sıkıldığım bir kitap oldu diyebilirim.
Ve Dağlar Yankılandı