ŞAİR İMPARATORİÇE
Shen TAO
Bazen bir kitaba başlarız ve daha ilk sayfadan onun farklı olduğunu hissederiz ya, Ş𝐚𝐢𝐫 İ𝐦𝐩𝐚𝐫𝐚𝐭𝐨𝐫𝐢ç𝐞’de tam olarak öyle bir kitaptı benim için.
Hikâyemizin merkezinde Wei var. Açlıkla, yoklukla büyümüş bir köylü kızı ama öyle sıradan bir karakter değil. Ve bir gün veliaht prensin cariyesi olmak için seçimler yapıldığında Wei, ailesine daha iyi şartlar sunabilmek için tereddüt etmeden seçimlere katılıyor. Wei biliyor ki içinde bulundukları dünya merhametli değil ve hayatta kalmak için bazen istemeden de olsa bir şeyler yapmaları gerekiyor. Saraya adım attığı andan itibaren de zaten geri dönüşü olmayan bir yola giriyor Wei.
Açelya Hanedanlığı…
Entrikaların, ihanetlerin, güç savaşlarının merkezi.
Sarayda kimse masum değil ve Wei de zamanla masumiyetini geride bırakmak zorunda kalıyor. Onun değişimini okumak beni en çok etkileyen şeylerden birisiydi. İlk başta sadece hayatta kalmaya çalışan o kızın, zamanla ne kadar stratejik, ne kadar güçlü ve hatta yer yer ne kadar acımasız birine dönüştüğünü görmek ise gerçekten sarsıcıydı.
Wei’nin yaptığı bazı seçimler; özellikle sarayda yükselmek için verdiği o acı veren kararlar…
Okurken “Ben olsam yapabilir miydim?” sorusunu kendime sorduğum anlar oldu ve çoğunda cevabım hayırdı. Ama hikâyemizi güçlü yapan da buydu çünkü o sarayda doğru diye bir şey yok, sadece hayatta kalabilmek var.
Ve Wei hayatta kalmak için her şeyi göze alıyor.
Bu arada Ş𝐚𝐢𝐫 İ𝐦𝐩𝐚𝐫𝐚𝐭𝐨𝐫𝐢ç𝐞’yi okurken sürekli bir gerilim hissettim ve her an bir şey olacak gibiydi.
Ölüm, ihanet, kayıp…
Ve tabii tüm bu olanlar kitabımı elimden bırakmamı imkânsız hale getirdi.
Son olarak, romantizm bekliyorsanız bu kitap o kitap değil, emin olun. Kitabımızda aşk değil, güç, hayatta kalma ve mücadele ön plandaydı.
Uzun süre aklınızdan çıkmayacak fantastik bir roman arayışındaysanız, sihir ve şiir kurallarının hüküm sürdüğü bir dünyaya davet ediyorum sizleri. Kesinlikle ve kesinlikle TAVSİYEMdir.
Syf: 488 Şair İmparatoriçeShen Tao