Gönderi

Cep rahatlığıyla iç rahatlık ayrıştırılmak yerine birleştirilsin
Çocukken her taş atana incinsem de ilkte takılmazdım ama kendimi sorgulardım. İkinci de sinir olurdum: tehdit ederdim, üçüncü de (niyetinin gerçekten kötü amaçlı olduğunu gördüğümde/ hissettiğimde) taş daha elindeyken kaya bırakırdım: yaşı- cinsi fark etmeksizin. Daha çok lafla döverdim. Kendimi veya sevdiklerimi koruma dışında patakladığım olmadı. Tartışmaya girip kavga da ederdim: onlara onlar gibi karşılık veriyormuşum aslında. Beni kendi seviyelerine çekmelerine izin veriyormuşum. Büyümeye başlayınca ben hoplayıp zıplayarak yol alırken taşların hedefinde olmaktan kaçınıyordum: atsa da vurmamasını sağlıyordum yani. Attığı taşı taş olarak bile görmüyordum: kendisinden hediye veriyordu alıp almamak bana kalmış. Almamayı seçiyordum. Sınır çekmenin ya da kriter oluşturmanın anlam ve değeri çok büyük. Dışarısı için böyleydim. Maalesef aile içinde de böyle olmak zorundaydım. Hatta sonra kendime bile bazen öyle olmam gerektiğini fark ettim. (: Lise zamanlarında artık tamamen kavga ve gürültüden uzak durdum: iyi gelmeyen insanlarla bağ kurmadım bu da o dönemde zorundalık haricinde bir bağ kurmamı engelledi. (: Ortaokuldan beri yalnız kalmayı tercih etmişken bunu sıkıcı ya da zor görmektense onun dostluğunu kabul ettim. Çünkü bana sıkıcı ve zor gelen o değil, insanlardı. Ve suskunluğun en çok yanlış anlaşıldığı zamanlarda dalga ve alaya karşı (ortamdaysa) laf sokup bırakmışımdır. Zaten teke tek de sınırlar aşılmadığı sürece ciddiye almıyordum: Üç maymunu gereken yerde kullanışlı kılmıştım. Ve ortamda zorbalığa da izin vermiyordum: o kişiye zaman tanıyordum (sevsem, sevmesem) , baş edemeyecek şekildeyse el atıyordum. Çünkü oradayım ve tanık olduğumdan sorumluyum: bildiklerimizden sorumlu tutuluyoruz? İşlevsiz kalmam olay için göz yummak ve haksızlığın büyümesi demekti. Üç maymunluğu buralarda bırakıyorum. Yanlış anlaşılma kısmı: güçsüzlük ve eziklik. Onların da yanlış anladığı yerler vardı: kalabalığı güç sanma: Gücün güçsüzü ezme ve rehavet getirdiği saçmalığı. Eşit seviyede olmadığımız için yanaşmıyorum. Adillik sağlanmıyor. Kazanmak tatmin edici değil. Buna ihtiyacım yok. Ve neden bir şeyleri kazanmamız gerektiğini düşünüyoruz ki, bu çok saçma. 4-5 kişiyle tek kişilik denklik sağlanmasa da bazen mecburiyet: başı çekenin önüne dikilmiştim. -Sınırları aşıp o zaman sevdiğim bir insanla bana iftira atarak onu ağlatmışlardı. Ben hediyelerini kabul etmediğim için sessiz kaldım ve gerçeği de bildiğim için ağlamadım. Kızın yanından 2 dk ayrıldım, gelince tek bulup o hâle getirmişlerdi: her derste birinciliğin bizde olmasını kaldıramayanlar kopyayla bunu sağladığımız yalanını atmıştı lisenin 1. döneminde. Sebebi de bir sınavda sınav sonunda ders notlarımızı sıra altında unutmamızdan: sonradan fark ettik. Ve biz en öndeydik, öğretmen de dolanıyor. O kadar büyük kağıtları nasıl çıkarıp yakalanmayalım ki ve benim aşırı yabancısı olduğum bir şey. Böyle yansımasına şok olmuştum. Kıza haddini bildirdikten sonra sınıfın geneli için de en en son sadece "Bu son değil, başlangıç. :) İkinci ve üçüncü yazılılarda da göreceksiniz yani. O zaman bu sefer ki gibi notları unutmayacağız ve bu hasetinizi sindirmek için neyi bahane edebileceksiniz merak ediyorum. (: İnsanlığın varsa sonra özürle gelirsin. -Sınıfa- Ve gürültü ile gerginlik adına kusura bakmayın." derken sırama oturmuştum.- Kuzenimden olayı dinlemiştim. Vurmadıklarını bildiğim için onlara uçarak gidip şak diye (sayısı kadar) geçirmemiştim. Tepem tam atmamıştı ama yüreğine vurmuşlardı ki ağlıyordu. Kız, ben onunla konuşurken sinsi ve keyifle bizi bakıyordu. Ve ağzına edeceğimi bildiği için kişi adı vermedi. Ama anlamıştım. En son sınıfta "Onu bu hâle kim getirdi?!... Getirecek kadar cesur ve şerefsiz ama ortaya çıkmayacak kadar korkak ve aciz olan kim?! (:" deyince bir süre sonra zorunlu bir cesaretle kendini öne çıkarmıştı ama yüzündeki pisliklik ve zevk aynıydı. O yüzden "Beni de ağlatsana. Niye beni kendine direkt denk edinmeyip sevdiğim insan üzerinden oynadın? Neyin eksik otun mu samanın mı?! Ona ne dediysen bana da desene? Buradayım işte!" deyince arkasında olan kankileri ona daha bakışlarımda arkasını bomboş bırakmıştı. Yanında iyi niyetli olduğunu düşündüğüm kuzeni kalmıştı sadece. Abuk sabuk cevaplar verip kalabalıkla tehdit edince "Sizden korkmuyorum. Tek olduğumu görmüyor musun? Vuracaksan vur da gör gününü Kin Torbası! Hadi bakalım, uygula tehditini gör adaletimi. Buraya kadar gelmek zorunda bırakmışsan ya ayağını denk alırsın ya da kırarım. Hepiniz şahitsiniz. Bir daha bu iğrençliğini tekrarlarsa gereksiz yere çıkardığı dilini içeri sokmak için bir tane geçireceğim. İsterse şimdi denesin ve görelim? :)" gibi bir şeyler demiştim. Ve çok ciddiydim. Zaten sinirden köpürüyordum. Tam sınırlarımdaydım ama aşmak istemiştim: Maalesef geri çekildi. O süreden sonra kimse terbiyesizlik ve saygısızlık yapmamıştı. Sessiz, sakin, nazik, yardımsever, mesafeli, soğuk yapımda böyle bir tarafımın olduğunu görmüşlerdi. Saklama gibi de bir derdim yoktu zaten ama daha ilk aylardan sınıfla böyle olmayı da istemezdim. Umursadığımdan değil, standart da olsalar huzur kaçırma olaylarına girilmemeliydi: O yüzden kusura bakmasınlar dedim. Ortak alanda haklarını istismar etmek zorunda kalmıştım... Üniversitede bu sefer tek olduğumdan direkt hedefteydim ve bu sefer 80 kişilik sınıfta. Toplumun neresine gidersek gidelim illa ki vardır böyle insanlıktan ya da sessizlikten anlamamak için ısrar edenler. İlgilenmiyorum diye belli edince "İlgileneceksin. Kamçılanmak istiyoruz, öbür türlü sesimizi kesemiyoruz." diye dolaylı yoldan diyorlar. Ortamı sevmesem de ortam benim kırmızı çizgim. Ve bir haltı nerede yiyorlarsa orada işlerini görürüm, telafisini orada yaptırırım. Huyum bu. Ve ortamda rezil etmeye çalışıp tenhada özrünü dileyemezsin. Böyle özürleri kabul etmiyorum. Hayır bir de işimde gücümdeyim. Tek başımayım, kimseye zararım yok. İnsanları pek görmemek için sınıfa girdiğim gibi direkt öndeki (2.- 3.) sıramla bakışıp oturuyordum. "Sizi sevmiyorum, siz de beni sevmeyin, benle muhatap olmayın." edasıyla oluyordu ama doğal halim bu. Sınıfımdakileri doğru düzgün tanımıyordum bu yüzden. Bilmediğim ortamda ve bilmediğim insanlara merhaba da demiyordum. Tamamen yabani olduğum dönemlerde ve merhabayı yanlış anlayan kitleden insanlar da vardı bu sefer. O yüzden tanışmasak da olur. Aynı sınıfa ders görelim diye gidiyoruz. Amacım buydu sadece. Gerekli ya da layık görürsem hallederdim zaten baştaki halimi ama hiç ellemedim. Birkaç sıradakiler sohbet ederken bir baktım bana da sorular soruyorlardı "Nerelisin, meslek çıkışlı mısın yoksa sonradan mı karar verdin, yurtta mı yoksa apartta mı kalıyorsun?.."Canımın istediğine düz, isteksiz ve kısa cevaplar verince artık sormadılar. İsteyerek bunu sağladım. Bunlar insanı anlayabileceğimiz ya da tanıyabileceğimiz sorular değildi. Biraz ortamında izlersin, görürsün, analiz edersin ondan sonra sorarsın/ sorarım. Yabancıyken şak diye basit sorularla sorguya çekilmeyi ve o tarz konumdaki birine hakkımda basit de olsa bilgi vermeyi sevmiyorum. Bir ara bakındım, dengim var mı vs. diye göremeyince bıraktım. Niyetine göre ağırladım ya da ağırlamadım insanları. Sosyalleşmediğim için sınıfın mevzusu olmamın, ilgi çekmek istemezken odakta olduğumun bana söylenmesiyle sinir olmuştum. Havalı, özgüvenli, sağlam, nazik, ılımlı: kendini beğenmiş, kibirli, soğuk, mesafeli, mağara mensubu demişler. Hepsine güldüm. Dümdüz insandım bunlar ne alaka? Bir de beni bilmediler ya, sallamasyonu uygun görmüşler. Bunu bana birkaç gün sonra diyen kıza "Sen ne şekilde onlara katıldın ve sen ne düşünüyorsun? Arkadaşlık niyetiyle geldin. Kriterlerime uygun olup olmadığını anlamam için sormam gerek." demiştim. "Seni gördüğüm kadarıyla söyledim: dışarıdan farklı içeriden farklı görünüyor. Kimseye saygısızlık yapmadı, yardım etmek için sormuyor görünce ediyor. Herkesin gruplaşmaya çalışıp var olmaya çalıştığı zamanda o tek başına bunu gözler önüne seriyor. İyi birine benziyor ama bunu göstermek için seçici." dediğinde "Şeffaflık ve iyi niyet kriterimi sağladın. Yalan söyleseydin anlardım. Ve pohpohlamana karşı iğneleyip silerdim. O yüzden teşekkürler. Peki niye arkadaşım olmak istiyorsun: Arkadaşlıktan beklentin nedir ve sağlayacağımı düşündüren nedir veya kabul göreceğini düşündüren?" şekilde sormuştum. Biraz şaşkınlıkla "Baya net ve açıksın. Bu kadar beklemiyordum." demişti. Ben de işler böyleydi. Kimseye hiç ilk adımı atan olmadığım bir konu. Yoksa "İlgimi çektin, doğru düzgün birine benziyorsun. Seni tanımak isterim eğer sen de müsade edersen?" derdim. Hep öyle diyeceğim birine denk gelmek istemiştim ama olmadı. O yüzden ben de tanışmıyorum. Boş insan koleksiyonu yapmıyorum: sevmiyorum, vaktim yok ve layık görmüyorum... Ahlak, akıl ve kişilik olarak ben gibi veya benden daha iyi olması lazım: Sevgim veya değer anlayışım buradan geçiyor. Tipini ya da parasını veya çevresini öne sürenleri hiç anlamamışımdır. Gayet kaba bir şekilde postalıyorum: Çocuk değiller, çocuk değilken çocuktan daha beterler. Normal bir şekilde ifade ediyorum ama iş ısrara ya da diretmeye gelince acı söyleyen dosta bağlıyordum. Sizi siz yapan onların hiçbiri değil. Ve sizi siz yapanlar şeylerle sevilmeyip bağ kurabilmeyi niye normalleştiriyorsunuz? Gerçekliğe önem ve öncelik nerede?.. Sonra iş yerlerinde de benzer durumlar. İğrenç muameleler ama hak edildiği gibi dönütler: işten çıkarırsın en fazla ve daha iyi bir yer bulurum. İnsan olmadan patron olmuş: çalışan olmayı geçtim, insani değer bilmiyor. Sonra davranışını ayna gibi yansıttığımda sindirememeler? İş ahlakı bulundurmayışlar? Ahlak benim işten daha önceliğim: patronda ve iş anlayışında yoksa bay bay yapıp bir yılda 7-8 yer gezmiştim. Cidden gezme gibiydi: görüp gidiyordum. :)) Kendilerine bunları yakıştırmalarına üzülüyorum. Ama değişmeyecekleri de ortada. O yüzden çıkıyordum. İnsanlara yalan sallayacak ya da kandıracak veya kandırılmasına müsade edebilecek genişlikte değilim. Bakış açımın yelpazesi ayrı, karakterimin ayrı. Kandırılmadan da kazanılır. Ama onlar çokça kazanmak istiyor. Helal para değil. Helalinden kazanıyor olsam da elime geçen para helalinden toplanmamış. İçim rahat etmiyor. Cep rahatlığından önce iç rahatlığım gelir. O yüzden ne yapacağımı şaşırdım: "Allahım beni öyle insanlara denk getir ki: iş, arkadaş, sevgili bile olabilir vs. ben kendimi altta hissedeyim. Ahlakım, aklım ve kişiliğim altta kalsın. Lütfen. Ben bir şeyler alabileyim. Üzülmem, çok memnun olurum. Öyle olanlar vardır, hissediyorum. Yoksa bile imkansızın yok ki: yaratırsın ya da dönüştürürsün. Teşekkür edeerriiim." gibi bir dua edip evde kalmam şokunu yaşadım. 😂😂🤦‍♀️ Benden iyilerine pek denk gelememiş olsam da biliyorum varlar. Ama çevremde yoklar sanırım o yüzden böyle oldu. Ve evde kalıp daha da gelişirken arada durmak istiyorum. 🤦‍♀️ Ama durasım da yok: insan başı boş kalsın diye yaratılmadı sonuçta. Bunu işsizlik olarak algılarken akılsızlık, düşüncesizlik kısmıyla da anlamalıyız bence.
Duygu ve Düşünce
·1 alıntı·
160 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.