Richard Brautigan’ın 1982 yılında kaleme aldığı bu roman, sadece bir kurgu değil; yazarın kendi hayatıyla, hatalarıyla ve kaçmaya çalıştığı geçmişiyle hesaplaştığı hüzünlü bir veda mektubudur. Kitap, daha ilk sayfalarında okuyucunun omuzlarına "ölümün sıradan ama kaçınılmaz ağırlığını" yükler.
Sessizliğin Yükü ve Hamburger Detayı
Kitabın en buruk yanlarından biri, bu devasa trajedinin sessizce yaşanmasıdır. Anlatıcının bu sırrı annesine dahi anlatamaması, çocuk kalbinde büyüyen o yangını daha da körükler. Karakterin, hamburgerlerle ilgili yaptığı o titiz araştırmalar aslında hayata tutunma çabasıdır; ancak annesinin durumdan habersizce sarf ettiği "Keşke o hamburgeri alsaydın" cümlesiyle, tüm o verileri yakıp kül etmesi, bir "vazgeçişin" en somut tasviridir. O an yanan sadece kağıtlar değil, karakterin geçmişi temize çekme umududur.
Kurgu ve Gerçeğin Sarsıcı Kesişimi
Bu incelemeyi en çarpıcı kılan nokta, yazarın kendi hayatıdır. Brautigan’ın çocukluğunda bizzat yaşadığı o tüfek kazası, romanın otobiyografik bir yüzleşme olduğunu kanıtlar. Kitabın isminde vaat edildiği gibi; rüzgar gerçekten her şeyi alıp götürmez. Bazı anılar, bazı hatalar ve bazı vedalar, insanın ruhuna asılı kalır. Brautigan’ın bu kitabı yazdıktan iki yıl sonra kendi hayatına benzer bir şekilde son vermesi, eseri sadece bir roman olmaktan çıkarıp bir adamın dilsiz çığlığı haline getirir.
"Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek", okuyucuyu levazımatçının kızının elleri kadar soğuk ama bir o kadar gerçek bir dünyayla baş başa bırakır. Eğer hayat bir anlık bir tercihten ibaretse ve rüzgar geçmişi silemiyorsa, geriye kalan tek şey o hüzünlü melodiyi dinlemektir.