Yayınevinden mi kaynaklanıyor yoksa yazarın eksikliğinden mi bilemiyorum ama diğer kitaplarında da gördüğüm yazım yanlışları bu kitapta da kendini göstermeye devam ediyor. Güzel oluşturulan ve gerçeklere dayanılarak yazılan metinlerin böylesi basit hatalarla okuru zorlayan kitapların ortaya çıkması çok kötü.
Metin Aktaş bu kitapta çok az da olsa göçmenlere bakış açısından bahsediyor. Kitap genel olarak Dersim Katliamından ve sonrasında katliamın Dersimde bıraktığı izlerden bahsediyor. Alevi kültürü ya da inancı hakkında bilgiler de içeren bir kitap.
Almanya’da yaşayan ve göçmenlerden nefret bir kadın doktorun sosyalist kızının Alevi bir göçmen olan Arel’e aşık olmasından sonra kendisini ülkesinden binlerce kilometre uzaktaki Dersim dağlarına sürükleyen bir maceradan bahsediliyor. Dersim katliamından sonra sürgün edilen ve 1947 yılında devletin çıkardığı afla birlikte tekrar anayurtlarına dönen insanların kurduğu bir köyde yaşanıyor olaylar. 90’lı yılların başlarında geçen olaylarda devletin köylülere uyguladığı yoğun ambargoyla mücadele eden köylüler, bir yandan da köyün olduğu bölgede yapılan altın arama çalışmalarına da engel olmaya çalışmaktadır. “Bu gece Gazik Dağı köyde yükselen ağıtları duymamak için bir ölünün sessizliğine bürünmüştü. Tarihin başlangıcından bu yana bu topraklarda yaşanmış acılara, aşklara, sevdalara, ölümlere, katliamlara tanık olmuş bu ulu dağ yorulmuştu artık.” Kitapta geçen bu cümle o bölgede yaşananların bir özeti olabilir aslında. Yaşar Kemal’in;”Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır.” sözü ve kitapta geçen; “En kötü barış bile savaştan iyidir” cümleleri barış içinde yaşanması gereken bir dünyaya tüm insanlığın ihtiyacı olduğunu çok güzel bir şekilde vurgulamaktadır.
Dersim’in güzelliklerini ve geçmişte yaşanan kötü olayları Metin Aktaş betimlemeleriyle beraber vererek yine güzel bir eser çıkarmış ortaya.
Metin Aktaş Metin Aktaş
Uzun YazMetin Aktaş · Dara Yayınları · 202237 okunma