·272 syf.····Okunma: 31 Mart 2026 22:56 Öncelikle şunu söylemek istiyorum; bu kitap gerçek bir hayat hikâyesi ve bence herkesin okuması gereken bir hikâye. Yazar, Petey’le tanıştıktan sonra onun hayatından öyle etkilenmiş ki, bunu sadece kendine saklayamamış. Herkes bilsin istemiş. Hatta Petey’i tanımadan önceki hayatını bile onu tanıyan insanlardan dinleyip öğrenmiş ve bu güzel kitabı ortaya çıkarmış. Bir röportajında da yazdıklarının büyük bir kısmının gerçek olduğunu söylüyor.
1920 yılında, soğuk bir hastane odasında serebral palsi ile dünyaya geliyor Petey. Ama ne yazık ki doktorların yanlış teşhisi yüzünden zihinsel engelli sanılıyor. Daha küçücük bir çocukken, sadece 2 yaşındayken ailesi tarafından akıl hastanesine bırakılıyor… ve bir daha onları hiç göremiyor. Düşünmesi bile çok ağır. Ama Petey, buna rağmen hayata tutunmayı bırakmıyor. Küçücük haliyle bile yaşamayı seçiyor, mücadele ediyor.
Yıllarca yanlış anlaşılmış bir şekilde yaşıyor. Sonra bir gün aslında zihinsel bir engelinin olmadığı fark ediliyor ve bir bakım evine gönderiliyor. Şartlar zor ama Petey’in içinde bambaşka bir güç var. Mutlu olmak için bir sebep bulmakta hiç zorlanmıyor. Belki de bu yüzden etrafındaki herkes onu çok seviyor.
Orada Calvin’le tanışıyor. Ve aralarında öyle bir dostluk başlıyor ki… birlikte büyüyorlar, birbirlerine tutunuyorlar. Tam 65 yıl süren bir dostluk. Ama hayat işte… farklı huzurevlerine gönderiliyorlar ve birbirlerine doğru düzgün veda bile edemeden ayrılıyorlar.
Yıllar geçiyor, Petey artık tatlı bir dede olmuş. Ama o ayrılıklar içini çok yaralıyor. Ve bir noktada kendine bir söz veriyor: “Artık kimseyle dost olmayacağım.” Çünkü yeniden kaybetmeye gücü yok.
Ama hayat bazen insanın planlarını bozar… Trevor çıkıyor karşısına. Genç bir çocuk. Ve Petey, tam “bir daha asla” dediği yerde, yeniden bir bağ kuruyor. Aralarında öyle güzel, öyle içten bir dostluk oluşuyor ki… sanki hayat ona ikinci bir şans veriyor.
Kitapta da aslında en çok bunu hissediyoruz: İnsan ne kadar kırılırsa kırılsın, kalbi yine bir yolunu buluyor.