Jules Payot'un İrade Terbiyesi adlı eseri yazıldığı dönemden bu yana pekçok toplumda başucu kitabı haline gelmiş, insanların beğenisini kazanmıştır. Ben de o sebepten; "Disiplini bu kitaptan öğrendim." diyen, bu kitabı daha önce okumadığı için pişman olduğunu dile getiren okurların tavsiyesine uydum. Aldım, başladım okumaya.
Ne var ki, kitap pekçok kişisel gelişim kitabından farklı bir perspektif sunmuyordu. "Yapmalıyız, etmeliyiz" dolu sayfalarda aklımda tek bir soru vardı: "Nasıl?" Çünkü lafla peynir gemisi yürümüyor arkadaşlar. Bugün bir karar alıyoruz ancak yarın kaçımız o kararların arkasında durabiliyor? Bu noktada kitabın, bizi zaaflarımızla yüzleştirecek kadar ilham verici olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef.
Buyurun size zaten hepimizin âşinâ olduğu ancak bu kitabın tekrar değindiği nüansları kısaca sıralayayım.
1. Başladığınız her işi bitirin. Önceden planlayın ve kendinize hedef koyun. Vaktinize önem verin. Verimsizleşince devam etmeyin. Aynı anda bir sürü iş yapmayın.
2. Devam edin. Motive olun. Zaaflarını fark edin, kendinize potansiyel sonuçları hatırlatın. Tembellik sadece başarısızlık getirir, bu da kendinizle gurur duymanızı sağlamaz.
3. Beden sağlıklı kalmalıdır. Yorgun beden, zihin enerjisi sarf edemez. Zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınması gerektiği gibi, erken yatıp erken kalkmalıdır. Bununla birlikte insan asla haddinden fazla uyumamalıdır.
4. Kendimizi tanımalıyız. Özgürlüğün fazlası da zararlıdır. Neysek o olduğumuz doğru değildir. Hepimiz daha iyisi olabilmek için çalışmalıyız ve potansiyelimize kavuşmalıyız.
5. Arkadaş seçimi sanıldığından daha önemlidir. Aptallık bulaşıcıdır. Tembellik ve şehvet insan için en büyük tuzakları kurar.
Evet, işte kitabı okumuş kadar oldunuz sayın kitapseverler. Tüm bunların 270 sayfada çeşitli örneklerle tekrar tekrar anlatıldığını düşününce, okurken sıkıldığımı söylersem şaşırmazsınız değil mi? Sorun, bu öğretilerin nasıl uygulamaya konacağında. Yazar keskin ve tekdüze bir üslupla kendi fikrini gayet net bir şekilde açıklıyor. Ancak çelişkiler ya da çözümsüzlükler barındırmıyor değil bu kitap. İşte tam da o noktada hiçbir farklı, yenilikçi veya sıradışı fikre yer yokmuş gibi hissediyorsunuz.
"Örneğin insan birkaç gününü kitap okuyarak bile yarı tembellik halinde geçirebilir." deniyor, tutkularının esaretinden bahsediliyor, satranç oynamanın veya piyano çalmanın dikkat dağıtıcı ve amaca hizmet etmeyen gereksiz aktiviteler olduğuna dair anektodlar yer buluyor sayfalarda." Roman okumaktan kaçınılması gerektiğine" dair bir paragrafı takiben (Hemensonra yazar destekleyici faaliyetlerin verimi artıracağını keşfediyor sanırım.), Robinson Crusoe'ya gönderme olarak "Bu tarz kitaplar okumak, insanda gerçekten derin ve kalıcı izlenimler bırakabilir." yazıyor.
Ben şahsen ikinci tezden yanayım. Çünkü tembellikten muzdaripseniz, İrade Terbiyesi kitabını okumak yerine, Oblomov adlı romana bir şans verin derim. Bazen, öğretici metinlerden çok daha fazlasını öğreniriz bir başkasının yaşantısına şahitlik ettiğimizde. Kurgu da olsa biyografi de olsa, romanların yeri de böyledir bende. Konuya dönersek, Payot'un gerçek olamayacak, mükemmel bir insan tasvirini idealize ettiğini düşünüyorum. İnsanlar olarak zaaflarımızı törpülemek mümkünse de, onlardan hiçbir zaman tamamen kurtulamayız. Burada bahsedilenleri hayatına geçirmek için birinin çalar saat disiplini ile tüm tutkulardan arınmış ruhsuz bir robot olması lazım gelir.
Katılmadığım başka bir konu kitaptaki kadın ve erkek tasvirleri arasındaki uçurum. Kitap adeta erkekler için yazılmış. Kadınların erken evlenmesi gerektiğinin ve eşlerine karşı iyi bir destekçi olmalarının en büyük başarıları olacağının öğütlendiğine dair çıkarımlarım oldu. Erkeklerin ise 25 yaşından önce evlenmemesi gerektiği gayet keskin kalıplarla yazılmış.
"Hayır, bilginlik bilim değildir! Hatta tam tersidir. "Bilim" kelimesini duyunca aklımıza doğrudan "bilgi birikimi" gelir. Oysa aklımıza gelmesi gereken, güçlü, zinde, girişimci bir ruha sahip, her bilgiyi doğruluk süzgecinden geçiren bir zihindir. Önde gelen bilgelerin ve kâşiflerin çoğu, kendi öğrencilerinden daha cahildir."
"Anlamsız bir şekilde yalnızca hafızayı geliştirmeyi amaçlayan eğitim yöntemlerinden acilen kurtulmalıyız."
Alıntılarda mutlaka akılcı bir yön yakalamak mümkündür ancak yazar yine eğitim sistemi hakkındaki iddialarını pratik bir öneri ile ispatlayamaz.
Yazarın dine yaklaşımı da bir ayrı tartışma olmuştur. Her ne kadar "Temelini dini araçlardan almadığı sürece ahlâkımızı geliştirmemiz mümkün değildir." demiş olsa da, Fransız Katolik kilisesi tarafından ideolojisi ve eserleri doğrultusunda şahsının ciddi eleştirilere maruz kaldığı bilinmektedir.
"Hayranlık duyulacak tek şey insanın kendine hükmedebilmesidir." diyor Payot. Bunu başarabilecek miyiz? Eğer İradenizi terbiye etmek için buradaysanız, bu kitaptan bir mucize veyahut sihirli değnek etkisi beklemeyin efendim. Galiba yine kendimizle başbaşayız, yalnız yürüyoruz disiplin yolunda. Bu akşam kaçta yatacağınız, yarın kaçta kalkacağınız, kendinizle gurur duyacağınız bir işe kalkışıp kalkışmayacağınız yine sadece sizin ellerinizde.
Yazıldığı dönemde takdir edildiğine göre, o zaman dilimi için toplumun ihtiyaç duyduğu çözümü bu kitap sunmuş olabilir. Ancak eserin, modern insan için hiçbir yaratıcılığının olmadığını söyleyebilirim. Okumaya değer mi, siz karar verin.