Bu kitap sadece bir "çocukluk travması" kitabı değil; aslında hepimizin içinde saklanan, görülmeyi ve duyulmayı bekleyen o küçük çocuğun ses kaydı niteliğinde bir kurgu ile psikolojik analizi birleştirerek okuru konfor alanının dışına iten bir derinliğe sahip.
Bana göre bazı kitaplar , bittiğinde sadece kapağını kapatmazsınız; kendinize dair bir kapıyı aralamış olursunuz.
Şenay Yalım, Issız Çocuk ile tam olarak bunu başarıyor. Yazar, "ıssızlık" kavramını sadece mekanik bir yalnızlık olarak değil, kalabalıklar içinde, hatta bir ailenin tam ortasında hissedilen o derin duygusal yoksunluk olarak tanımlıyor.
Kitap, bir danışanın terapi odasındaki sessiz çığlıklarını merkeze alırken, bizlere şu soruyu sorduurtuyor:️ "Bugün verdiğim kararların ne kadarı bana ait, ne kadarı çocukluğumdaki o görülmemiş çocuğun intikamı ya da hayatta kalma çabası?" Yalım, karakterin geçmişine yaptığı her kazıda, okurun kendi anı sandığındaki tozları da havalandırıyor.
Eserde fiziksel şiddetten ziyade, çok daha sinsi olan duygusal ihmal üzerinde duruluyor.
Bir çocuğun en temel ihtiyacı olan "onaylanma" ve "ait olma" duygusunun eksikliğinin, yetişkin bir bireyin ilişkilerinde nasıl bir yıkıma dönüştüğünü ruhunun titizliği ile izliyoruz. Yazarın dili o kadar yalın ama bir o kadar da vurucu ki, psikolojik terimlerin içinde boğulmadan doğrudan kalbinize dokunan bir anlatımla karşılaşıyorsunuz.Issız Çocuk, mucizevi ve hızlı bir iyileşme vaat etmiyor aksine, acının fark edilmesinin, o acıyla göz göze gelmenin ve onu kabul etmenin ne kadar sancılı ama bir o kadar da özgürleştirici olduğunu gösteriyor.
Kitabın en çarpıcı yanı, karakterin kendi içindeki "ıssız çocukla" el sıkışma anı; bu sahne, okur için de bir arınma noktasına dönüşüyor.
Eğer ruhunuzun kıyılarında bir yerlerde hala o "ıssız" çocuk bekliyorsa, yazarın bu naif ama güçlü rehberliğiyle ona bir şans vermelisiniz.