Gönderi

Sevgisizlik bir insanı canavara dönüştürebilir mi?
10/10
·272 syf.··
2026 24. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 21:45
Geçtiğimiz aylarda İçimizdeki Şeytan kitabını okumuştum ve aslında yazarın ‘içimizdeki şeytan’ derken insanın kendi karanlık tarafıyla yüzleşememesinden bahsettiğini düşünmüştüm. Farklı dönemlerde ve farklı coğrafyalarda yazılmış olan Frankenstein ile İçimizdeki Şeytan’ın ne alakası var diyeceksiniz biliyorum :) Ama aslında bence her iki eser de bir noktada aynı mesajı vermiş.İnsan bazen kendi içindeki karanlığı kabul etmek yerine onu dışarıdaki bir güce dönüştürür. Ve kendi seçimlerinin, davranışlarının sorumluluğunu üstlenmek yerine sanki bu yaşadığı onun kaderiymiş, buna sürüklenmiş ve bir kurbanmış gibi davranır. Victor aslında başlarda kendini gerçekten “özel” ve “seçilmiş” biri gibi görüyor. Ölümü yenebileceğine, doğanın sırlarını aşabileceğine inanıyor. Bu yüzden yaratığı oluşturma sürecinde büyük bir gurur ve hırsla ilerliyor.Ama sonuçlar korkunç olunca kendi seçimleriyle yüzleşmekte zorlanıp “Beni bir güç sürükledi,” “Kader beni buna itti,” gibi konuşarak sorumluluk almaktan kaçıyor.Çünkü yaptığı şeyin sorumluluğunu tamamen kabul etmek çok ağır geliyor. Victor kendi hırsını ve sorumluluğunu kabul etmek yerine suçu “kader”, “takıntı” ya da yaratığa atıyor. Kitaba Yaratık açısından baktığımda ise içim sızlıyor. Bütün bir kitabı bu sorgulamayı yaparak okudum; İnsan gerçekten canavar olarak doğabilir mi? Yoksa içine doğduğu aile ve toplum mu onu canavara dönüştürür? Burada kitaptaki Yaratık tabii ki de doğal süreçler sonucunda dünyaya gelen bir bebek değil fakat temelinde aynı sorumluluk ve duygular var. Victor bir varlık yaratıyor. Ve o varlık daha gözünü açtığı ilk dakikalarda Victor onu yapayalnız, sevgisiz bir şekilde bırakıp kaçıyor. Kitapta bir çok yerde yaratık sevgi ihtiyacını, yalnızlık duygusunu, dışlanmışlık hissini ifade etmesine rağmen sırf görüntüsü yüzünden kimse tarafından kabul görmüyor. Sevgiyle imrenerek baktığı her insanda kendini gösterme girişiminde bulunduğunda itilip ötekileştiriliyor. Kimse onun yüreğine bakma gereği duymuyor. Empati kurduğumda kendimi çok kötü hissettim. Sevgisizlik ve yalnızlık bir bebek gibi saf duygular besleyen, yüreği merhametle dolu bu yaratığı sonunda bir ifrite dönüştürüyor. Bir insan yüreğiyle güzel olmalı değil miydi? Onu güzel yapan kalbinde taşıdığı iyilik ve merhamet duyguları değil miydi? Neden bedenlere, şekillere böylesine takılıyoruz ki?Ve kitabın sonunda sorumun cevabını buluyorum. Kimse gerçekten kötü doğmaz. Hepimiz doğduğumuz anda tertemiz, saf yaratıklarız. Ne zaman ki büyüyoruz, sevgisiz, ilgisiz ve yalnız kalıyoruz işte o zaman canavarlaşıyoruz. Bu açıdan bakınca son yıllarda dünyamızda, ülkemizde psikopat, hasta diye adlandırdığımız insanların eylemlerini görünce bunu yapan insanların böylesine korkunç bir hale gelmelerinde bizim hiç mi payımız yok? Ebeveyni, ailesi, arkadaşı, öğretmeni, komşusu…içinde bulunduğu toplum olarak hepimizin payı var bu kötülükte.
Alıntı
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,7bin okunma
·
144 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.