Akutagawa’nın en rahatsız edici tarafı şu:
Sana bir hikâye anlatmıyor gibi. Seni sessizce bir aynanın karşısına geçiriyor. “Aç kalsaydın ne yapardın? Hayatta kalmak için hangi sınırı aşardın?
Ahlak, gerçekten güçlü bir değer mi… yoksa rahat insanların lüksü mü?” Kitabı bitirdiğimde içimde kalan şey korkudan çok huzursuzluktu. Çünkü hikâyedeki karanlık sadece karakterlerde değil — hepimizin içinde olabilecek bir karanlık. Kitap ilerledikçe doğru ve yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. İnsanların kötülüğü bazen açlıkla, korkuyla ya da çaresizlikle meşrulaştırdığını görüyoruz. Ve en rahatsız edici kısmı şu olur: karakterleri tamamen suçlayamazsınız.
Bu arada “Raşomon etkisi” diye bir kavram olduğunu da öğrendim bu hikâye sayesinde. Çünkü Akutagawa’nın başka bir öyküsü olan Korulukta ile birlikte düşünüldüğünde ortaya şu fikir çıkıyor:
Aynı olay, herkesin gözünde farklıdır.
Gerçek dediğimiz şey bile parçalanabilir.
Bu yüzden Raşomon, sadece bir hikâye değil; insan doğasına dair karanlık bir deney gibi.