Engin Akyürek'in Sessizlik ve Zamansız'dan sonra üçüncü öykü kitabı, #İsimsiz ile tanıştırmak istiyorum sizi.
Toplamda 22 kısa öyküden oluşan kitap; "Her insan bir hikâye taşır. Bazılarının adı yoktur." mottosuyla oldukça etkileyici bir giriş sunuyor. Yazarın oyunculuk kariyerinden gelen gözlem gücü sayesinde öyküler, klasik olay örgüsünden çok duygu merkezli bir yapıya sahip.
Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey ise bu duygu merkezli yapının içinde, yazarın okuyucuya “Bak, burada şu duyguyu hissetmelisin." dememesi oldu. Duyguyu zorlamıyor; gösteriyor ve çekiliyor. Geri kalan boşluğu doldurmak ise okuyucuya kalıyor.
"İsimsiz" adlı öyküsünü kaleme aldığı dergide bir köpeğe yazdığını görmüştüm. Sonrasında ise neden kapakta kedi figürü kullanılmış diye düşündüm. Kitabı bitirince anladım ki dağılan kedi imgesi ilk başta estetik bir seçim gibi görünse de o aslında karakterlerin kendisi:
İçimizdeki tanıdık duyguların kapılarını aralayan insanların hikâyeleri...
Kütüphanemde yer almasının yanı sıra zihnimin köşesine de yerleşen bu kitabın her öyküsünden etkilendim ama en çok sevdiklerim; Geyik, Satılmış, Deliler Evi, İsimsiz, Çınar, Cehennem ve Pamuk Anne oldu.
Büyük olaylardan ziyade kırılma anlarını anlatan, yalın ama duygusu yoğun bir okuma yapmak isterseniz İsimsiz'e mutlaka şans verin derim.
Telif gelirlerinin yazar tarafından Darüşşafaka'ya bağışlanmasına da son bir parantez açmak istiyorum. Satırların ötesinde bir iyiliğe ortak olup, küçük okuma anlarınızı büyük umutlara dönüştürebilirsiniz. Engin Akyürekİsimsiz