·208 syf.····Okunma: 09 Mayıs 2026 15:30 Aynı zamanda bir beyin cerrahı da olan yazarın, menenjit tedavisi görürken girdiği koma halindeyken başına gelen ölümden dönme deneyimini anlattığı kitabı. Özünde, bilincin sadece beynin bir ürünü olmadığını ve öbür dünyaya geçebileceğini iddia ediyor.
Kanıt adındaki bu kitabı iki farklı pencereden incelemek istiyorum. İlki edebi yapısı olacak. Yazar iki yüz sayfalık eserinde, hayat hikâyesini, hastanedeki koma sürecini ve komayla birlikte gelen bilincin beynin blokesinden kurtulup özgürleşmesiyle yükseklerdeki deneyimlerini dönüşümlü olarak anlatıyor. Bir beyi n cerrahının anlatmak istediklerini usta bir edebiyatçının kurgusu ve cümleleriyle dile getirmesi takdir edilesi (Eğer sağlam bir editörlük desteği almadıysa) Gerçekte öyle yalın ve düzgün cümlelerle anlatıyor ki, kendinizi konforlu bir okumanın içinde buluyorsunuz. Sıkılıp bunalacağınız tek bir yer bile yok. Adamın hayat hikâyesi zaten başlı başına bir romanmış dedirtiyor. Hayata olan pozitif bakış açısı da etkileyici, onu evlatlık veren biyolojik ebeveynlerini arayıp bulup, sonra da kinden, nefretten uzak bir kabullenmeyle yaklaşması yüzde doksanımızın yapmayacağı bir davranış biçimi. Ben şahsen etkilendim. Çeviri de iyi olunca kitabın edebi yapısına, on üzerinden on vermemek mümkün değil.
Gelelim ikinci pencereye, yani öbür taraf deneyimlerine. Ölüme yakın deneyim diyor yazar buna. Onu karşılayan parlak bir ışıktan, insan olan veya olmayan varlıklardan ve solucan deliklerinden bahsediyor. Oradayken dünyadaki kimliğini hatırlamadığını özellikle belirtiyor. Bir taraftayken öbür tarafı hatırlamamak evrensel bir kuralsa geri döndüğünde öbür tarafı da hatırlamaması türünden bir denklem çıkıyor ortaya. Açıkçası bende yazarın bu bölümleri kurguladığı fikri doğdu. Evet, beyin cerrahı olduğu için benzer konular yazan kişisel gelişim yazarlarına göre tutarlı bağlamlar eklemiş olabilir fakat gerek kitap içinde gerek sonda sözünü geçirdiği kaynakların bu kurguyu yapabilmesi adına güçlü ilhamlar verdiğini düşünmeden edemedim. Soyut anlatıların içerisinde pek çok bölümü okurken ben bunu daha evvel başka yerde de okumuştum, hissi belki bunu düşünmemi sağladı, bilmiyorum.
Eğer benim gibi çok fazla kişisel gelişim eseri okumadıysanız kitaptaki düşündürücü metinlerden etkilenebilir, hatta hayretler içinde kalabilirsiniz. Yine de benim için bilincin tüm fiziksel varoluş biçimlerinden daha gerçek olduğunu anlatan satırları okumak keyifliydi ve menenjit gibi bir hastalığın insan beynine ne tür zararlar verebileceğini öğrenmek de.
Yazının başında yazarın hayat hikâyesiyle, komadayken yaşadığı ölüme yakın deneyimlerden dönüşümlü bahsediyor demiştim. Bir de sonlara doğru üçüncü bir sekans var, orada da öteki taraf deneyimlerinin psikolojik ve bilimsel açıklamaları üzerine kafa yoruyor. Buradaki psikokinezi, telepati, altıncı his gibi bilinç olgularının bilimle uyuşmadığını ama gerçekliğinin de sorgulanamayacağını anlattığı satırları ilgi çekici buldum.
Sonuç itibariyle, inanmanın veya inanmamanın ötesinde düşündürücü bir kitap okumak isterseniz Kanıt, işinizi görür. Zeki insanlar inanmak için değil kuşkulanmak ve düşünmek için okurlar.