Roman analizi
Puan vermedi·224 syf.··
2026 6. kitabı
Kuyucaklı Yusuf Kuyucaklı Yusuf romanında beni en derinden sarsan karakter Yusuf oldu. Daha çocuk yaşta ailesinin vahşice katledilmesiyle birlikte dünyaya karşı bağı kopmuş bir insan hâline geldi. Sanki endemik bir bitki gibi ait olmadığı topraklarda yaşamaya çalışıyordu. İnsanların arasında yaşasa bile hiçbir zaman gerçekten onların arasında değildi. Dünyaya hep uzaktan bakan bir izleyici gibiydi. Sessizdi, hissiz görünüyordu ama aslında içinde çok büyük bir boşluk taşıyordu. Bu yabancılık hissi çocukluğundan romanın sonuna kadar hiç geçmedi. Romanda eleştirdiğim noktalardan biri Yusuf ve Muazzez ilişkisiydi. Şahinde karakterinden çoğu zaman tiksinsem de bazı konularda hak verdiğim yerler oldu. Çünkü Muazzez’in Yusuf’a karşı farklı gözle bakması bana garip geldi. Aynı anneden babadan gelmeseler bile çocukluklarından beri aynı evde büyümüş iki insan olmaları ister istemez kardeşlik hissi oluşturuyordu. Belki romanın yazıldığı dönem bunu daha normal karşılıyordu ama bugünden bakınca içimde bir huzursuzluk oluşturdu. Bence Yusuf’un Muazzez’e karşı hissettiği şey tam anlamıyla aşk değildi. Daha çok onu koruma, kaybetmeme ve kendinden bir parça gibi görme hissiydi. Muazzez ise Yusuf’tan gerçek anlamda bir duygu görmek istiyordu. Çünkü Yusuf roman boyunca çok sessiz bir karakterdi. O ev zaten sessiz bir evdi. Muazzez ne yaparsa yapsın Yusuf’tan güçlü bir tepki, açık bir sevgi göremedi. Belki de tek istediği şey Yusuf’un içinde gerçekten yaşadığını hissedebilmekti. Yusuf ise sevgisini göstermeyi bilen biri değildi. Romanın en acı veren kısmı Selahattin Bey’in ölümünden sonra evin tamamen dağılmasıydı. O sessiz evin içindeki tek gerçek insan sanki Selahattin Bey’di. O öldükten sonra artık evin ruhu da öldü. Herkes başka yerlere savruldu. O bölümleri okurken o evde aslında hiçbir zaman gerçek bir yaşam olmadığını hissettim. Herkes eksikti. Yusuf geçmişini kaybetmişti, Muazzez sevgiyi tam bulamamıştı, Şahinde vicdanını kaybetmişti. Selahattin Bey ise o evin ayakta kalan son vicdanıydı. Şakir karakteri romandaki en rahatsız edici karakterlerden biriydi. İçindeki kin yıllarca hiç bitmedi. Çocuklukta aldığı bir yaranın acısını insanların hayatlarını mahvederek çıkarmaya çalıştı. Yıkılan egosunu yıllarca herkesten intikam alarak tatmin etti. Romanda beni korkutan şey saf kötülüğün bir insanın içine nasıl yerleşebildiğini görmekti. Çünkü Şakir yaptığı kötülükleri bile kendince haklı görüyordu. Şahinde karakterine tekrar döndüğümde ona tamamen haksız diyemiyorum. Çünkü Yusuf gerçekten de belli bir yaştan sonra hayata tam tutunabilmiş biri değildi. Bir meslek öğrenmedi, kendine sağlam bir düzen kuramadı. Şahinde bunu gördüğü için korkuyordu ama bu korkusunu kızını para uğruna insanlara yaklaştırarak bastırmaya çalıştı. Kendi vicdanını susturmak için de suçu sürekli Selahattin Bey’e ve Yusuf’a attı. Romanda beni eksik hissettiren bazı yarım kalmış hikâyeler de vardı. Yusuf’un karşılaştığı o kız bana çok garip bir his verdi. Yusuf’un “Belki bir gün tekrar karşılaşırız.” demesi sanki yarım kalmış başka bir hayatın hissi gibiydi. O kızla ilgili devam bekledim ama gelmedi. Aynı şekilde roman bittikten sonra Yusuf’un hayatının nasıl devam ettiğini de çok merak ettim. Muazzez’i toprağa koyduktan sonra o boşluğu doldurabildi mi bilmiyoruz. Belki de hayatı boyunca o boşlukla yaşamaya devam etti. Romanın en sarsıcı taraflarından biri başlangıç ve bitiş sahnelerinin birbirine benzemesiydi. Romanın başında ailesini kaybeden küçük bir çocuk vardı. Finalde ise sevdiği kadını kendi elleriyle toprağa veren yalnız bir adam kaldı. Yusuf sanki hayatı boyunca kaybetmeye mahkûmdu. Bence Yusuf o aile yok olmadan kendi hayatını kuramayacaktı. İçten içe o eve vicdan borcu hissediyordu. Belki de gitmek istiyordu ama kendini buna izin verecek kadar özgür hissedemiyordu. Aile dağıldığında ise artık tamamen köksüz kaldı. En çok üzüldüğüm şeylerden biri de Muazzez’in babasının yanına gömülmemesiydi. Çünkü romandaki en masum karakterlerden biri oydu. Babasının yanında, ait olduğu yerde kalmasını isterdim. Ama roman boyunca herkes ait olduğu yerlerden koparıldı. Belki de Sabahattin Ali’nin anlatmak istediği şeylerden biri buydu. İnsan bazen en çok ait olduğu yerde bile tutunamıyor.
1000Kitap
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,7bin okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.