·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Mayıs 2026 01:34 Mustafa Kemal Atatürk döneminin en belirgin özelliklerinden biri, milli bağımsızlığın yalnızca askeri zaferlerle değil; ekonomik, siyasi ve toplumsal dönüşümlerle tamamlanması gerektiği anlayışıdır. Afet İnan’ın belirttiğine göre Atatürk'ün, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devletin hangi temel düşünceler üzerine inşa edildiğini açık biçimde göstermektedir. Bu metinlerde öne çıkan üç temel unsur vardır: milli egemenlik, ekonomik bağımsızlık ve devletçilik anlayışı.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan işgaller, yalnızca toprak kaybı değil; aynı zamanda milli onurun zedelenmesi anlamına geliyordu. İstanbul’daki yabancı askerlerin varlığı, devletin artık bağımsız hareket edemediğinin sembolü hâline gelmişti. Bu ortamda bazı çevrelerin İngiliz himayesini ya da Amerikan mandasını çözüm olarak görmesi, dönemin umutsuzluğunu ortaya koymaktadır. Ancak Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu düşünce, tam bağımsızlıktan taviz vermeyen farklı bir çizgiyi temsil ediyordu. Onun “kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurmak” hedefi, yalnızca siyasi bir karar değil; aynı zamanda Türk milletinin geleceğini kendi iradesiyle belirleme kararlılığıydı.
22 Mayıs 1919 tarihli raporda yer alan “Millet birlik olup hakimiyet esasını ve Türk duygusunu hedef tutmuştur” ifadesi, Milli Mücadele’nin ideolojik temelini göstermektedir. Burada milli egemenlik kavramı ile Türk milliyetçiliği düşüncesi birlikte ele alınmıştır. Bu anlayışa göre devletin meşruiyet kaynağı saray ya da yabancı güçler değil, doğrudan doğruya milletin kendisidir.
Böylece Cumhuriyet’in temelini oluşturan “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi daha Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinde şekillenmiştir. Cumhuriyet kadroları için bağımsızlık yalnızca siyasi bir mesele değildi. Ekonomik bakımdan dışa bağımlı bir devletin gerçek anlamda özgür olamayacağı düşünülüyordu. Bu nedenle devletin ekonomide aktif rol üstlenmesi gerekli görülmüştür.
Kitapta ifade edilen devletçilik anlayışı, Türkiye’nin sanayileşmesini hızlandırmayı ve doğal kaynaklarını milli kalkınma amacıyla kullanmayı hedefliyordu. Özellikle 1930’lu yıllarda uygulanan devletçilik politikalarıyla fabrikalar kurulmuş, üretim planlaması yapılmış ve ekonomik kalkınma merkezi bir devlet politikası hâline getirilmiştir. Bu dönemin en dikkat çekici hamlelerinden biri demiryolu yatırımlarıdır. İsmet İnönü’nün önem verdiği “demir ağlarla örme” politikası, yalnızca bir ulaşım projesi değil; aynı zamanda milli egemenliğin Anadolu’ya yayılması anlamını taşımaktaydı. Demiryolları sayesinde ekonomik merkezler birbirine bağlanmış, iç bölgelerin üretime katılması kolaylaşmış ve devlet otoritesi ülkenin her noktasında hissedilir hâle gelmiştir. 1925-1938 arasında binlerce kilometrelik demiryolu inşa edilmesi, Cumhuriyet’in kalkınma anlayışının somut göstergelerinden biridir.
Özetle Afet İnan’ın kitapta aktardığı, Cumhuriyet’in yalnızca bir rejim değişikliği olmadığını göstermektedir. Yeni Türk devleti; milli egemenliği esas alan, ekonomik bağımsızlığı hedefleyen ve modernleşmeyi devlet politikası hâline getiren köklü bir dönüşüm projesi olarak ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal ve Cumhuriyet kadroları için bağımsızlık, yalnızca düşmanı yurttan çıkarmak değil; aynı zamanda siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda güçlü bir milli devlet kurabilmek anlamına geliyordu. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan adımlar, Türkiye’nin modernleşme sürecinin temel taşlarını oluşturmuştur.