·236 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2026 09:13 Açtım baktım, Saramago’dan okuduğum 8. kitapmış. An itibariyle yazarın adını Masal Dede koyuyorum. Siz deyin alegorik roman, ben diyeyim masal. Bu Saramago’nun yaşamla dalga geçme şekli mi, yaşamı anlamlandırma şekli mi bilmiyorum. Ama her ne yapıyorsa bunu çok büyük bir ustalıkla yapıyor.
Kitaba gelelim. Gelelim ki, neden masal dediğimi anlayasınız.
Birgün bir ülkede, insanlar artık ölmemeye başlar, ölüm ülkeyi terk eder. Bu sonsuz bir gençlik ve huzur demek değildir tabi. Ölüme yaklaşmış hastalar ve yaşlılar hasta yataklarında kalmaya devam eder ama bir türlü ölmezler. Bundan etkilenen ilk önce ölüm endüstrisi olur, yani cenaze levazımatçıları. Kimse artık cenaze törenine ihtiyaç duymadığı için sektör durma noktasına gelir. İkinci etkilenen hastaneler ve yaşlı bakım evleri olur. Sirkülasyon durur, hastalar ve yaşlıların yeri bir türlü boşalmaz ve bu sebeple yenilerini alamazlar. Bu, biri devleti biri de bireyleri ilgilendiren iki soruyu gündeme getirir: biriken yeni hasta ve yaşlılar nerede bakılacak ve insanların birikimleri suyunu çekince bu yerlerin masrafını nasıl karşılayacaklar. Sonrasında tüm bunlardan dolaylı ama ciddi bir şekilde etkilenen kurum kilisedir. Eğer insanlar artık ölmeyecekse, kimse artık ölümden sonraki yaşamı düşünmek zorunda kalmayacaksa kiliseye ve tanrıya neden ihtiyaç duysunlardı ki? En azından bazı sektörleri ayakta tutmak için kilisenin de ön ayak olmasıyla ölen ev hayvanları için cenaze organizasyonu yapılmasına karar verilir. Böylece hem ekonomik çark dönmeye devam edecek hem de insanlar ölüm ve sonraki hayat düşüncesinden uzaklaşmamış olacaktır. Bu yetmez tabi, ölümsüzlük hala büyük bir sorundur. Sonraları Mafia diye bir örgüt türer. Ölüm vakti gelmiş hasta ve yaşlıları gizlice sınırın ötesine, ölümün hala hüküm sürdüğü komşu ülkeye geçirip, orda ölmelerini sağlayıp, geri getirip ailelerine teslim ederler. Devlet bu örgütün yaptığını etik bulmadığını açıklasa da gizliden gizliye destekler çünkü bu eylem nüfus artışını dengede tutan, eski düzenin korunmasını sağlayan bir girişimdir.
Ana hatları ile roman bu. Boşuna masal demiyorum. Gerçek dışı, ama bir o kadar da hayatın içinden. Aramızda dolaşan ama üzerine açıktan açığa hiç konuşmadığımız şeylerin üzerine bir kurmaca kılıfı geçirip önümüze koymuş yazar. Daha ne diyebilirim ki? Gülümseyerek okudum. Kitabı bitirip kenara koyunca acaba daha kaç kitabı var okumadığım diye bir baktım. Neyse ki çok fazla kitabı varmış henüz okumadığım. İçim rahatladı. Çünkü insan zaman zaman sığınacak bir Saramago’su olduğunu bilmeli.
İyi ki yazdın, sevgili Saramago, iyi ki varsın, iyi ki seni tanıdık.