·248 syf.····Okunma: 10 Mayıs 2026 14:00 Bi tık uzun sürede okumuş gibi görünsem de bunun kitapla bir ilgisi yok. Tamamen vakit ayıramamakla alakalıydı. Şimdi kitapla ilgili kısma geçelim.
Kitapta iki ana karakterimiz var. Selime ve Meltem. Selime, yaşlı bir kadınken Meltem ise genç bir kadın. Ancak ikisinin ortak noktaları var. Ve bunu Meltem'in hiç tanımadığı bir köye yanındaki erkek arkadaşı ile yaptığı bir yolculukta fark ediyorlar. Selime ise köyün yerlisi gibi dursa da aslında bambaşka birisi. Selime çocuklarından kaçmış, Meltem ise terk edilmiş, herkesi kaybetmiş. Kitap boyunca bir Selime teyzeyi bir de Meltem'i dinleyip duruyoruz. Selime teyze, doğduğu evi, evlendiği evi, kocasını, kocası ile şehre taşınmalarını, nasıl dört çocuk sahibi olduklarını, tekne kazıntıları Yıldız'ı, kılıbık Erkan'ı, bipolar Meral'i, obez Seher'i anlatıp duruyor. Meltem ise ölüp ölmediğini bilmediğini, kaçtığını da bildiğini annesini, ikinci evliliğini yaptığı için kendisi ile görüşmeyen babasını, kendisini büyüten babaanne ve dedesini anlatıyor. Meltem daha ketum, Selime ise daha cesur. Bazen şaşırsa da söylediklerine daha cesur. Selime'nin çocuklarından beklentileri var. Özellikle de eşinin kaybından sonra kendisine sahip çıkmaları konusunda beklentileri var. Ancak çocuklarının hayatlarının başka yöne kayması, özellikle babanın kaybı sonrasında ciddi kopmalar yaşanmış. Meltem ise acaba sorularını sormuş durmuş kendisine. Ufacık bir anne, baba sevgisine bağlı olarak büyümüş. Bunun hüznünü, yaşadığı olayları anlatıyor.
Genel olarak değerlendirecek olursam okuması her ne kadar rahat olsa da ben kitabı çok dramatik buldum. Bir ara içim şişti sandım. Özellikle Selime teyze kendi öyküsünü anlatırken ona da çok kızdım. Bilmiyorum Şermin hanım bunu mu amaçladı yoksa terk edilmiş, yaşlı bir kadın öyküsü mü çıkarmak istedi? Meltem'in dramı ise daha çekilirdi. Ancak devamlı olarak "ben olsam annemi arardım" söylemleri de insanı sıkmadı değil. Özellikle Meltem'in hikayesinde devamlı olarak başka hikayeler okuyoruz. Sonrasında da "bir daha sütlaç yemedim, ıslak kekin tadına bakmadım" gibi çıkarımlar oluyor. Bu da biraz yordu açıkçası beni.
Son olarak Selime teyzenin hikayesi yarım kaldı. Kabul edilebilir ancak onun olay örgüsü daha genişti. Çünkü aslında gerçekten kaçan taraf ve öyküsü olan taraf oydu. Meltem sadece acı çekmeye devam ediyordu. Ancak bir anda öykü Meltem'in esas karakter olmasına evrildi. Ben esas bir karakter olduğunu düşünmüyordum. Şermin Hanım'ın daha önce Söyleme Bilmesinler kitabını okumuştum ve daha akıcı gelmişti. Ama dediğim gibi çok dramatikti. Okurken çok keyif alamadım. Bir daha okuyacağımı zannetmiyorum. Bir de bazen detayları göreceğiz derken detaylarda boğuluyor olabilir miyiz? Çünkü bu kitapta tam da bunun hissettim. Detaylar önemli denilip de yola çıkılmış, bir çok detay yazılmış, tamam sonu da bir yere bağlanmış bir noktada ama detaylarda boğulmuşuz gibi? Bilemedim.
Gene de okuyun, okutturun. Çünkü ancak bu şekilde düşünceler ortaya çıkacak.