İvan İlyiç'in Ölümü ‘ nü bitirdiğimden beri aklımda tek bir soru var: "Eğer bugün son günüm olsaydı, kurduğum bu hayat gerçekten bana mı ait olurdu?"
Kitap boyunca İvan’ın o "mükemmel" görünen hayatının aslında koca bir yalan olduğunu gözlemledim.İvan, her şeyi usulüne göre yapmış; kariyeri için çabalamış, saygınlık kazanmış, evini döşemiş... İmrenilen bir hayatı olmuş.İş ciddiye binip ölüm kapıya dayandığında, o imrenilen çevresinin aslında onun acısıyla değil, kendi keyiflerinin bozulmasıyla ilgilendiğini görmek tam bir hayal kırıklığı. Lev Tolstoy insan ilişkilerindeki o bencil sahteliği resmen yüzümüze çarpıyor.Kitapta beni tek rahatlatan karakter Gerasim oldu. Rol yapmayan, olduğu gibi davranan tek o vardı; resmen kitaptaki tek "yaşayan" kişiydi. İvan’ın o karanlık "siyah çuval" içinde debelenmesi aslında hepimizin sosyal beklentiler içine sıkışmışlığını anlatıyor sanki.
Uzun lafın kısası; "el alem ne der" diye yaşamayalım.Çünkü "el alem" dediğimiz kişiler, biz o siyah çuvalın içinde tek başımıza kalırken kendi hayat koşturmacalarına devam ediyor olacaklar .Işığı görmek için ölümü beklemeye gerek yok, kendin gibi yaşamak yeterliymiş.
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma