·68 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Mayıs 2026 15:48 Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu okurken en çok canımı acıtan şey, kadının sevdiği adamı bir insandan çok bir “anlama” dönüştürmesiydi. Onun tarafından görülmek, seçilmek ve sevilmek için yıllarını adıyor. Okurken bir kadın olarak ona çok üzüldüm çünkü sevginin insanı nasıl yavaş yavaş kendinden vazgeçirebildiğini hissettim.
Bir yandan kendi hayatımı düşündüm. Ben de yıllarca birinin beni seçmesini beklediğim dönemlerden geçtim; fazla verdim, karşılıksız sevdim, görmezden geldiğim şeyler oldu. Bu yüzden karakterin hislerine yabancı kalamadım. Ama roman bana şunu da düşündürdü: Bir insanı ilahlaştırdığında, kendi hayatın giderek silikleşmeye başlıyor. Zweig’in en sarsıcı tarafı da buydu benim için.