“Bazı insanlar bir hayat yaşamaz, bir yaranın içinde büyür…”
Sevgili Sinan AkyüzBen Amir ’ kitabını okurken bir kitabın sayfalarını değil, susturulmuş bir çocuğun kalbini çevirdim sanki. Amir’in yaşadıkları sadece onun hikâyesi değildi; savaşın, ayrılığın, özlemin ve insanın içinden eksilen çocukluğun hikâyesiydi aynı zamanda. Bazı satırlarda boğazım düğümlendi, bazı yerlerde uzun uzun sustum. Çünkü insan bazen okuduklarını değil, hissettiklerini taşıyor içinde.
Ama en çok da kadınların sessiz acıları oturdu yüreğime… Tecavüze uğrayan, savaşın ortasında bedeninden bile mahrum bırakılan, katliamlara ve soykırımlara tanıklık eden kadınlar… Ve bütün yaşadıklarına rağmen anne olmak zorunda bırakılan o kadınlar… Bir annenin çaresizliğini okumak, bazen savaşın kendisini okumaktan daha ağır geldi bana. Çünkü insan bir annenin gözyaşında bütün insanlığın kaybını görüyor.
Sizin kaleminizde en çok dikkatimi çeken şey, acıyı abartmadan ama eksiltmeden anlatmanız oldu. Amir’in korkularını, çaresizliğini, sevdiklerine tutunma çabasını öyle gerçek hissettirdiniz ki karakter bir yerden sonra kitap olmaktan çıktı; yaşayan birine dönüştü. Onun gözlerinden dünyaya bakarken, aslında dünyanın ne kadar ağır olabileceğini gördüm.
Kitap boyunca içimde hep aynı düşünce dolaştı: İnsan en çok çocukken kırılıyor. Ve bazı yaralar büyüyünce geçmiyor, sadece insanın içine yerleşiyor. Bir çocuğun sessiz çığlığı...
Savaşların rakamlardan ibaret olmadığını, her sayının ardında yarım kalmış hayatlar olduğunu yeniden hatırlattınız. En çok da umut etmeyi… Çünkü ne yaşarsa yaşasın insanın içinde küçücük bir umut kırıntısı kalıyor.
Ben Amir, sadece okunacak bir roman değil; hissedilecek, taşınacak ve uzun süre unutulmayacak bir hikâyeydi benim için. Kitabı bitirdiğimde içimde garip bir sessizlik kaldı. Bazı kitaplar biter, bazılarıysa insanın içinde yaşamaya devam eder. Sizinki ikinci türdendi.
Kaleminize sağlık…
Ben AmirSinan Akyüz · Alfa Yayıncılık · 20231,805 okunma