·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Mayıs 2026 11:16 Sigmund Freud’un 1913 yılında yayımlanan "Totem ve Tabu" eseri, psikanalizin klinik odasından çıkıp antropoloji, dinler tarihi ve sosyoloji sahasına daldığı, kelimenin tam anlamıyla "ezber bozan" bir yapıttır. Freud bu kitapta, bireysel nevrozlarla ilkel toplulukların sosyal kurumları arasında sarsıcı bir paralellik kuruyor.
Kitap, dört ayrı makaleden oluşuyor, ancak bütünsel bir iddiaya hizmet ediyor. Modern insanın bilinçaltı, ilkel atalarımızın toplumsal yasalarıyla aynı kökten besleniyor. Freud, Darwin’in "ilkel klan" teorisini ve Robertson Smith’in "totem yemeği" araştırmalarını psikanaliz süzgecinden geçiriyor.
İlkel topluluklardaki klan içi cinsel yasakların, biyolojik bir tiksintiden ziyade, toplumsal bir zorunluluk olduğunu savunuyor.
Tabuyu, hem korkulan hem de arzulanan bir nesneye karşı geliştirilen "çift değerli" (ambivalan) bir tutum olarak tanımlıyor.
Animizm ve Büyü de ise üşüncenin her şeye kadir olduğu evreyi, narsisizmle ilişkilendiriyor.
Freud dedektif gibi bir bilim insanıdır.
Spekülatif ama mantıksal, antropolojik verileri toplayıp, psikanalitik bir kurguyla birleştiriyor; adım adım klandan dine, dinden ahlaka giden yolu inşa ediyor. Dönemin kutsal sayılan din ve aile kavramlarını, karanlık bir geçmişi suçluluk duygusu üzerine kuruyor.
Son bölümde anlatılan "Primal Horde" (İlkel Sürü) teorisidir. Freud’a göre insanlık tarihinin başlangıcında devasa bir travma yatar; zalim baba. Klanın başında tüm kadınlara sahip olan ve oğullarını süren kıskanç, sert bir baba vardır. Sürgün edilen oğullar birleşir, babayı öldürür ve onu yerler (Totem Yemeği). Babayı yok ettikten sonra ona karşı duydukları nefret yatışır ve eski sevgi/hayranlık yüzeye çıkar. Bu "gecikmiş itaat" ile babayı sembolik bir Totem (hayvan) ilan ederler. Babayı öldürdükleri için suçluluk duyarlar; bu yüzden babanın yasakladığı kadınlara dokunmazlar (Ensest Yasağı) ve babayı temsil eden hayvanı öldürmezler (Totem Yasağı).
Freud için uygarlık, suçluluk sözleşmesidir. Toplum, ortak bir cinayetin yarattığı suçluluk duygusu üzerinde yükselir. Kanunlar, vicdanın dışsallaştırılmış hâlidir.
Din, ölmüş babanın yüceltilmesidir. Tanrı kavramı, aslında korkulan ve hayranlık duyulan "ilk baba"nın devasa bir projeksiyonudur. Dinler, bu suçluluk duygusunu yatıştırma ayinleridir.
Oedipus kompleksi evrenseldir. Freud, bireyin çocuklukta yaşadığı "babayı aşma, yerine geçme" arzusunun, insanlık tarihinin kolektif hafızasında zaten gerçekleşmiş olduğunu iddia ediyor.
Antropoloji, Freud’un "tek bir büyük cinayet" kurgusunu bilimsel olarak kanıtlanamaz (hatta gerçek dışı) bulur. Ancak kitabın gücü tarihsel gerçekliğinde değil, psikolojik hakikatindedir. Freud bize, modern insanın kravatının altında hâlâ o ilkel klanın korkularını ve yasaklarını taşıdığını gösteriyor.
"Totem ve Tabu" vicdanın soyağacıdır. Kutsal saydığımız değerlerin kökeninde karanlık bir dürtü ve kanlı bir geçmiş olduğunu iddia eden, insanı kendisiyle yüzleşmeye zorlayan bir başyapıttır.