·254 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Mayıs 2026 15:01 Siyahla beyaz gibi iki zıt rengin birleşmesi ne kadar mümkün olabilir ki?
Bu roman Yokluk Ülkesinde yaşayan hayal mi gerçek mi bilemeden birbirinden ayrılamayan iki ruhun hikayesini anlatıyor.
Ionix döngüsü sırasında Oasis ve Lapis gezegenlerinin birbirine yaklaşması yakınlaşıp uzaklaşması gibiydi kadın ve adamın tüm ilişkisi.. lonix daha çok soğuk, uzak ve biraz yalnız bir yer gibi. Oasis ise tam tersi. Daha sakin, güvenli ve huzurlu bir yer gibi. Ionix burada kendi korkularıyla ve geçmişiyle yüzleşiyor. Her şey biraz karanlık ve kafa karıştırıcı. Oasis ise zaman yorulsa ya da kendini toparlamak istese Ionix'e yöneliyor. Burası ona iyi gelen, nefes aldıran bir alan. Hikaye boyunca kadın ve adam lonix ile Oasis arasında gidip geliyor. Yani bir yanda zor duygular, diğer yanda huzur arayışı var. İnsan hayatında ikisi de var. Hem zor anlar (lonix) hem de rahatladığın yerler (Oasis). Önemli olan bu dengeyi kurabilmek.
Petrikor, yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu. Kadın ve adam ne zaman bi araya gelse yağmur yağıyor ve o koku sanki bi mesaj veriyor. Bir ofis masasında sıradan bi iş günü başlayan düşüşler ve çıkışların olduğu imkansız bi çekim. Adları olmayan bu iki iş arkadaşı uzak, soğuk, sessiz gelgitler yaşıyor. Aralarında uçsuz buçsuz bir boşluk, aşılması imkansız bir mesafe var. Ta ki siyah gölge aralarındaki uzaklığı daha da büyütüp imkansıza dönüşene kadar.
Adam söze girdi, konuşmanın sıcaklığını bozmadan:
"Tenere Ağacı," dedi, "Çölün tam ortasında tek başına duran bi ağaçtı. Düşünsene.. koskoca bir coğrafyada yalnızsın ama yine de yol gösteriyorsun. Oradan geçenler onun sayesinde yönünü bulurdu. Çölde tek başına duruyor ama o tek başınalık bir eksiklik değilmiş gibi... bir işaretmiş, bir nefesmiş."
"Ve sonra bir gün... sarhoş bir sürücü çıkageliyor ve
çarparak öldürüyor o ağacı. Çölde tek başına duran ve insanlara yol gösteren bir ağaçsın... ve seni bulup öldüren şey, yolunu kaybetmiş bir insan oluyor."