·432 syf.····Okunma: 11 Mayıs 2026 00:00 Gene “ben ne okudum?” dediğim bir kitabı bitirmiş bulunuyorum. Son zamanlarda kitap okuma isteğimin azaldığı bir dönemde, beynimi fazla yormadan okuyabildiğim için en azından beni yeniden okuma moduna sokmasını umuyorum. Son bölüme kadar kitaba dair küçük de olsa bir umudum vardı; fakat finalle birlikte bunun iki yazarın sınırsız fantezi dünyasının ürünü olduğuna daha çok ikna oldum. Bu kadar popüler olmasını da biraz, benzer fantastik beklentilerden keyif alan geniş bir okur kitlesine hitap etmesine bağlıyorum.
Bir kitapta ne görmek isterseniz burada var: süper güçler, elementler, fallar, kehanetler, ejderhalar, tek boynuzlu atlar, vampirler, kurt adamlar, sirenler… Fantastik dünyaya ait neredeyse her unsur aynı hikâyeye yerleştirilmiş. Bu yönüyle bazen bütün isteklerin aynı anda vücut bulmuş hâli gibi hissettirdi. Zodyak Akademi serisini yabancı bookstagram hesaplarında sıkça görüyordum ve yirmi kitaba yayılan bu hikâyenin nasıl kurulduğunu gerçekten merak ediyordum. Belki de tam bu yüzden, popülerliğinin yarattığı beklenti bende bir miktar hayal kırıklığına dönüştü.
İkiz kızların bir anda hiç bilmedikleri bir dünyaya gelip kraliyet varisi çıkmaları, üstüne bir de kimsenin yapamadığı şekilde dört elementi birden yönetmeleri benim için biraz fazla hızlı ve fazla kolaydı. Karakterleri güçlü göstermek adına her şeyin aynı anda verilmiş olması inandırıcılığı zayıflatıyor. Bunun yanında dört elementin ayrı ayrı liderleri olan erkek karakterlerin hepsinin yakışıklı, güçlü, ulaşılmaz ve etkileyici biçimde çizilmesi de aynı hissi güçlendiriyor. Kitapta gerçekten yok yok. Zorbalık, taciz, istismar derken, gittikleri yere “okul” demek için insanın iki kere düşünmesi gerekiyor. Öğretmenlerin öğrencilerden daha dengesiz olması da cabası. Bazen kuralların bile sadece fanteziyi büyütmek için var olduğunu düşündüm. Bir karakterin hem Fae olup hem iki elementi yönetip hem de vampir olması gibi detaylar, yazarların bütün tuşlara aynı anda basmaya çalıştığı hissini veriyor.
İkizleri garip bir şekilde sevdim ama saflıkları beni zaman zaman gerçekten zorladı. Tam mantıklı bir karar verecekler derken kendilerini yeniden ihanete açık bir zemine sürüklüyorlar. Kitapta beni yoran bir başka nokta ise neredeyse herkesin herkese karşı bir çekim duymasıydı. Bu kadar uzun bir seride romantik gerilim yaratmak anlaşılır ama bazen fazlasıyla dağınık hissettirdi. Daha da önemlisi, karakterlerin yıllarca yalanlarla yaşamış olmalarına rağmen ailelerine ne olduğu ya da neden böyle bir düzen kurulduğu üzerine yeterince düşünmemeleri bana eksik geldi. Öğrendikten sonra bile odaklarının hızla mirasa ve para harcamaya kayması, hikâyenin omurgasını zayıflatıyor.
Buna rağmen muhtemelen okumaya devam edeceğim. İngilizce baskıyı okuyan bir arkadaşım, serinin üçüncü kitaptan sonra açıldığını, şu an sevmediğim karakterleri benimsemeye başlayacağımı ve yazarların kaleminin geliştiğini söyledi. Açıkçası buna inanmak istiyorum.
Yine de kafa dağıtmak için birebir bir seri. Yazarların dili akıcı ve okuması kolay. Özellikle fantastik dünyalara açsanız, burada aradığınız hemen her yaratığı bulabilirsiniz. Belki çok sağlam bir kurgu sunmuyor ama çerezlik, rahat okunan bir deneyim vaat ediyor.
Kitabın en güçlü taraflarından biri ise hiç kuşkusuz tasarımı. Kapak, şömiz, yan boyama ve iç tasarımlar gerçekten çok başarılı. Hikâye her zaman aynı ölçüde etkileyici olmasa da tasarım ekibinin ortaya çıkardığı iş kitabı elinize aldırmayı başarıyor.