Gene “ben ne okudum?” dediğim bir kitabı bitirmiş bulunuyorum. Son zamanlarda kitap okuma isteğimin azaldığı bir dönemde, beynimi fazla yormadan okuyabildiğim için en azından beni yeniden okuma moduna sokmasını umuyorum. Son bölüme kadar kitaba dair küçük de olsa bir umudum vardı; fakat finalle birlikte bunun iki yazarın sınırsız fantezi dünyasının ürünü olduğuna daha çok ikna oldum. Bu kadar popüler olmasını da biraz, benzer fantastik beklentilerden keyif alan geniş bir okur kitlesine hitap etmesine bağlıyorum.
Bir kitapta ne görmek isterseniz burada var: süper güçler, elementler, fallar, kehanetler, ejderhalar, tek boynuzlu atlar, vampirler, kurt adamlar, sirenler… Fantastik dünyaya ait neredeyse her unsur aynı hikâyeye yerleştirilmiş. Bu yönüyle bazen bütün isteklerin aynı anda vücut bulmuş hâli gibi hissettirdi. Zodyak Akademi serisini yabancı bookstagram hesaplarında sıkça görüyordum ve yirmi kitaba yayılan bu hikâyenin nasıl kurulduğunu gerçekten merak ediyordum. Belki de tam bu yüzden, popülerliğinin yarattığı beklenti bende bir miktar hayal kırıklığına dönüştü.
İkiz kızların bir anda hiç bilmedikleri bir dünyaya gelip kraliyet varisi çıkmaları, üstüne bir de kimsenin yapamadığı şekilde dört elementi birden yönetmeleri benim için biraz fazla hızlı ve fazla kolaydı. Karakterleri güçlü göstermek adına her şeyin aynı anda verilmiş olması inandırıcılığı zayıflatıyor. Bunun yanında dört elementin ayrı ayrı liderleri olan erkek karakterlerin hepsinin yakışıklı, güçlü, ulaşılmaz ve etkileyici biçimde çizilmesi de aynı hissi güçlendiriyor. Kitapta gerçekten yok yok. Zorbalık, taciz, istismar derken, gittikleri yere “okul” demek için insanın iki kere düşünmesi gerekiyor. Öğretmenlerin öğrencilerden daha dengesiz olması da cabası. Bazen kuralların bile sadece fanteziyi