𝙆𝘼𝙍 𝙆𝙐𝙍𝘿𝙐
Son zamanlarda sıklıkla karşınıza çıkan , okuyanların sevdiği ve okumayanların da merak ettiği bir roman ile geldim .
Evet benim yazardan okuduğum üçüncü kitap ve bu kitap sanırım en sevdiğim oldu çünkü artık kalemine ve yazarın kendine has olan anlatım tarzına alıştım.
Bu roman ile 1950’lerin dondurucu Moskova sokaklarına, tarihin en karanlık ve gizemli koridorlarına yolculuk yapıyoruz.
Kitabın ilk sayfalarından itibaren nefes kesen bir casusluk operasyonunun ortasında buldum kendimi.
Bu kitabı diğerlerinden ayıran en çarpıcı özelliği sanırım yazarın teşekkür kısmında bahsettiği gibi, bu kurguyu oluştururken adeta bir ajan gibi çalışmış olduğunun gerçeği. Emekli istihbarat görevlileriyle, Finlandiya Karşı Casusluk Örgütü ile görüşmüş, hatta isminin açıklanmasını istemeyen eski KGB görevlilerinin kapısını bile çalmış. Daha da çekici olanı bir Gulag mahkûmunun bizzat anılarından faydalanmış olması. İşte bu yüzden okurken hissettiğiniz o çaresizlik ve soğukluk sadece bir hayal ürünü değil; yaşanmışlıkların kağıda dökülmüş hali.
Yazarın kalemi son derece akıcı ve sade.
Olay örgüsü o kadar kusursuz işlenmiş ki sayfalar arasında kaybolurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz...
İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminde geçiyor hikaye, tarihin en korkulan figürlerinden biri olan Stalin’e yönelik bir suikast planı üzerinden ilerliyor.
Yazar, gerçek tarihi olayları ve karakterleri kurguyla öyle bir harmanlamış ki , acaba gerçekten böyle mi oldu? diye sormadan edemiyorsunuz.
Hem tarihi kurgu meraklılarını hem de iyi bir polisiye-gerilim arayanları fazlasıyla tatmin edecek bir roman.
Gerçeğin nerede bitip kurgunun nerede başladığını keşfetmek isteyenler için bu kitabı okumak kaçırılmayacak bir serüven...