Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski
Dostoyevski’nin bu devasa kitabını, elime aldığımda, sadece bir roman okuyacağımı değil inanç kuşku ve insan ruhunun en karanlık dehlizlerinde uzun bir yolculuğa çıkacağımı biliyordum Kitabın o meşhur Rus klasiği ağırlığı sayfalar ilerledikçe üzerime bir sis gibi çökse de, Karamazov ailesinin her bir ferdinde kendimden veya tanıdığım insanlardan bir parça bulmak beni bu metne sımsıkı bağladı. Bu kitap benim için bir baba katli hikayesinden çok daha fazlası insanın içindeki tanrısal ışık ile hayvani dürtülerin bitmek bilmeyen yorucu savaşıdır
Karakterleri incelemeye başladığımda, her birinin aslında tek bir bütünün, yani insanoğlunun parçalanmış birer yönü olduğunu hissederim. Fyodor Pavloviç Karamazov, yani baba, benim gözümde ahlaki bir çürümenin ve dizginlenemeyen şehvetin vücut bulmuş halidir. Ondan nefret etmek kolaydır ama Dostoyevski bize onun o sefil haliyle bile ne kadar insan olduğunu hatırlatır
Oğullara geçtiğimde ise tablo daha da farklı bir şekile bürünüyor
Dmitri (Mitya) Benim en çok üzüldüğüm karakterdir O duygularının kölesidir bir an en saf iyiliği sergilerken, bir an sonra öfkesine yenik düşebilir Dmitri’yi okurken mantığın duygular karşısında ne kadar çaresiz kalabileceğini görüyorum. Onun trajedisi, kötü bir insan olmamasında değil, kendini kontrol edemeyen devasa bir kalp taşımasında yatar.
İvan Kitabın entelektüel zirvesidir ve itiraf etmeliyim ki beni en çok yoran odur. İvan’ın "Tanrı varsa neden masum çocuklar acı çekiyor?" sorgulaması ve meşhur "Büyük Engizisyoncu" bölümü, inanç dünyamı sarsan, beni felsefi bir çıkmaza sürükleyen bir güçtür. İvan, saf aklın getirdiği o soğuk ve boğucu nihilizmi temsil eder.
Alyoşa: O kaosun içindeki tek sığınaktır. Alyoşa’yı izlerken, sevginin ve bağışlayıcılığın bir insanı nasıl ayakta tutabileceğine şahit olurum. Ancak onun o sarsılmaz inancı, İvan’ın keskin zekasıyla çarpıştığında ortaya çıkan o gerilim, kitabın en etkileyici damarlarından biridir.
Smerdyakov. Bir gölge gibi arkada duran, İvan’ın fikirlerini fiziksel bir suça dönüştüren o sinsi karakter... Smerdyakov, bir fikrin yanlış bir zihne düştüğünde ne kadar ölümcül olabileceğinin kanıtıdır.
Kitabı bir bütün olarak ele aldığımızda Dostoyevski’nin aslında bizi bir aynanın karşısına oturttuğunu fark ediyorum. Rus klasikleri evet, mekan tasvirleriyle bizi boğar o odanın rutubetini, masanın üzerindeki toz zerresini bile iliklerimizde hissederiz. Karamazovlar'da da durum farklı değil Mekanlar o kadar dardır ki karakterlerin felsefi tartışmaları bu darlıkla birleşince okur olarak bazen nefessiz kaldığımı hissederim
Ancak bu boğuculuk, anlatılan konunun ağırlığıyla o kadar uyumludur ki, sayfaları çevirdikçe isteğim azalsa bile, o karanlık kuyunun dibinde ne olduğunu görme merakım beni hep canlı tuttu. Cinayet davası, mahkeme süreci ve delillerin toplanması aslında bir bahanedir; asıl mahkeme, karakterlerin kendi vicdanlarında kurulur.
Benim perspektifimden bu kitap; bir insanın babasını öldürüp öldürmediğiyle ilgili değildir. Bu kitap, "Eğer her şey mübahtsa, insan neden hala acı çeker?"sorusunun cevabıdır. Dmitri’nin işlemediği bir suç için hapse girmeyi bir "arınma" olarak kabul etmesi, Dostoyevski’nin bize sunduğu en büyük derstir: Gerçek özgürlük, dışarıdaki hayatta değil, suçunu kabullenmiş ve arınmış bir ruhtadır.
Peki ne anlamalı?
Karamazov Kardeşler’i bitirdiğimde omuzlarımda ağır bir yük hissettim. İsimlerin karmaşası, tasvirlerin uzunluğu ve karakterlerin bitmek bilmeyen olayları beni fiziksel olarak yorsa da zihinsel olarak hiç bu kadar uyanık olduğumu hatırlamıyorum. Bu, bir kez okunup rafa kaldırılacak bir roman değil; ömür boyu ara ara dönüp "Ben bu karakterlerin hangisiyim?" diye sorulacak bir hayat rehberidir. Dostoyevski’nin bu devasa eseri, sadece bir cinayet romanı ya da bir aile dramı değil; benim için insanın ruhsal anatomisini çıkaran felsefi bir laboratuvar gibi. Kitabı okurken, sayfaların arasında sadece 19. yüzyıl Rusya’sını değil, kendi içsel çatışmalarımızı ve toplumsal değerlerimizi de buluyoruz. Hikâye, Karamazovluk denilen o tuhaf ve vahşi mirasın gölgesinde başlar. Baba Fyodor Pavloviç ahlaktan yoksun şehvet düşkünü ve bencil bir adamdır Onun üç oğlu (ve bir de gayrimeşru olduğu düşünülen uşağı), aslında insan ruhunun farklı katmanlarını temsil eden birer prototiptir Romanın kalbinde bir baba katli yatar. Fyodor Pavloviç vahşice öldürülür ve tüm oklar Dmitri’yi gösterir. Ancak asıl trajedi cinayeti kimin işlediğinden ziyade, İvan’ın ortaya attığı "Tanrı yoksa her şey mübahtır" fikrinin karakterlerin zihninde nasıl bir zehre dönüştüğüdür. Eğer evrensel bir ahlak yasası yoksa, bir babayı öldürmekle bir böceği ezmek arasındaki fark nedir? Dostoyevski, bizi bu karanlık sorunun dehlizlerine sokar.
Kitabın sonlarına doğru kurulan mahkeme sahnesi, tam bir sosyolojik şaheserdir. Savcı ve avukat, ellerindeki kanıtları öyle bir bükerler ki, psikoloji bilimi adeta bir hikâye anlatıcılığına dönüşür. Burada gerçek, nesnel bir veri değil, kimin daha iyi anlattığına bağlı bir kurgu haline gelir. Bu durum, adaletin ne kadar kırılgan olabileceğine dair sarsıcı bir hatırlatmadır.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma