"Vatanımız, özgürlüğümüz ve geleceğimiz. İşte bu yüzden üretim,işte bu yüzden demokrasi. İşte bu yüzden günahıyla sevabıyla tarihimizi kabul edip geçmiş hatalarımızdan ders çıkarma zamanı. İşte bu yüzden CUMHURİYET..."
"Haaa, düşmanın cephesinden bakınca doğrudur,kitap silahtır. Çünkü okuyan toplumlar kendini yönetir. Okudukça, öğrendikçe onların hain planlarını görür ve geçit vermez."
"İşte köyden on yumurtayla çıkan çocuğun öğretmen,subay,mühendis,milletvekili,hatta cumhurbaşkanı olabildiği yönetime Cumhuriyet denir evladım."
"Keşke" 1940-1980 dönemine ışık tutan, bir Köy Enstitüsü kitabı olarak geçse de o dönemin tarihsel bilgilerini öylesine derin işlemiş ki yazar, hayran kalmamak elde değil. Enstitülerden sadece öğretmen olarak çıkılmadığını marangoz, demir işçiliği ,ziraat sanatları gibi birçok alanda da uzmanlaşıldığını hatta bu yüzden okul değil de enstitü denildiği işlenmiş.
Dönemin ünlü şairleri, yazarları o zamanın öğrencilerinin öğretmenleri...
Ve o dönemin iki öğrencisi Sabia ve Fikret...
Aşkları, yaşamları, vefa duygusunu hissettirdi bana. Fikret, tecavüzden doğan bir çocuğa babalık yaparken Sabia ise annesi vefat eden bir çocuğa annelik yapıyor. Okurken böyle olmamalıydı sonları deyip durdum. Fikret'in Sabiasına yazdığı mektupta çok ağladım. Olaylar öylesine birbirine bağlanmış ki...
Bir sonraki sayfayı okumak için can atıyorsunuz. Sema Soykan hep duyduğum bir isimdi. Böyle yazarlarımızın olması ne de kıymetli. Her satırda gurur duydum. Ve bu kitabı her kesimin okuması hayatında farkındalık oluşturması gerektiğine inanıyorum. Sonlarında gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız. Şiddetle tavsiyedir, okuyun okutturun.
KeşkeSema Soykan