Tolstoy’un kaleminden insanın iç dünyasıyla, düşünceleriyle ve sorgulamalarıyla baş başa kalacağınız, toplam beş öyküden oluşan Üç Ölüm kitabıyla geldim.
Kitapta bolca psikolojik tahlille karşılaşıyorsunuz. Bu yönüyle bana Dostoyevski’nin Beyaz Geceler kitabını hatırlattı. Beyaz Geceler’i sevenlerin, bu kitaptaki içsel çözümlemeleri de sevebileceğini düşünüyorum.
Öykülere gelirsek, kitap Holstomer adında bir atın hikâyesiyle başlıyor. Soylu bir geçmişe sahip olan benekli ve iğdiş Holstomer, artık yaşlanmış ve çevresi tarafından dışlanmaktadır. Bir olay sonrasında kendisini aşağılayan genç atlara hayat hikâyesini anlatır. Kitabın neredeyse yarısını oluşturan bu hikâye, bana göre en etkileyici olanıydı. Atın o içli hikâyesi ve hissettiği duygular gerçekten içime işledi. Hatta kitabın ismi bu öyküden alınsaydı hiç şaşırmazdım.
İkinci öykü Çömlek Alyoşa… Bir gün süt çömleğini taşırken düşüren, bunun sonucunda annesinden dayak yiyen ve arkadaşları arasında “Çömlek” lakabını alan Alyoşa’nın hikâyesine tanık oluyoruz. Kısa olmasına rağmen bana göre oldukça etkileyici ve duygusu yoğun bir öyküydü. Bitirdiğimde birçok soruyla baş başa kaldım. “Bunca sevilme çabası… Yaşamın amacı gerçekten bu muydu?” diye düşünmeden edemedim.
Balodan Sonra öyküsünde Vasilyeviç adlı genç bir adamın ilk aşkına ve sonrasında duygularının nasıl değiştiğine tanık oluyoruz. Köydeki Şarkılar ise asker uğurlaması için yapılan bir eğlenceye şahit olan anlatıcının düşüncelerine bizi ortak ediyor.
Kitaba adını veren Üç Ölüm öyküsünde ise birbirinden oldukça farklı üç ölüm anına, bu anlara eşlik eden düşünce ve hislere tanık oluyoruz. Kimi yerlerde insanı karamsarlığa itebilen, hatta biraz bunaltabilen bir anlatımı var; bu yüzden hassas okurlar için bunu belirtmek isterim.
Genel olarak benim için duygusu yoğun, karakterlerin iç dünyasında dolaştığım ve okurken sık sık durup düşündüğüm bir eser oldu. Öykü severlere ve bu tarz içsel sorgulamaları okumayı sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Siz Tolstoy’un öykülerini okumayı sever misiniz, yoksa onu daha çok romanlarıyla mı tanıyorsunuz?