Sanırım uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar “duyarak” okumamıştım… Kitap benim için sadece bir roman değil, resmen yaşayan bir müzikti. Ve açık söylemem gerekirse, şu ana kadar okuduğum Japon edebiyatı kitapları içinde beni en çok etkileyenlerden biri oldu
Hikâye bir piyano yarışması etrafında dönüyor ama olay kesinlikle sadece yarışmak değil…
Her yarışmacının sahneye çıktığında kendi geçmişini, korkularını ve hayallerini tuşlara bırakması inanılmaz hissettirdi. Özellikle Aya, Masaru, Akashi ve tabii ki gizemli çocuk Jin Kazama… Her biri birbirinden tamamen farklı ama aynı tutkuyla yaşayan karakterlerdi Onlar o tuşlara basarken ben bile o heyecanı o duyguyu hissetim.
Jin Kazama sahneye çıktığı an kitabın enerjisi resmen değişiyor.
Doğanın içinden gelmiş gibi duran o vahşi yeteneği, müziği kurallarla değil hislerle çalması… Onu okurken gerçekten piyano sesi duyuyormuş gibi hissettim
Aya’nın yeniden müziğe tutunma çabası,
Akashi’nin geç kalmışlık hissi,
Masaru’nun teknik mükemmelliği…
Hepsi o kadar gerçek yazılmış ki yarışma ilerledikçe ben de karakterlerle birlikte heyecanlandım, stres oldum, hatta bazı performanslarda duygulandım
Kitabın adı bile ruhunu anlatıyor bence: Bir yanda bal arıları gibi hareketli, canlı melodiler… diğer yanda uzaktan yaklaşan gök gürültüsü gibi büyüyen bir gerilim ve tutku hissi
En sevdiğim şey şu oldu: Yazar müziği sadece anlatmıyor; hissettiriyor. Sayfaları çevirirken ritim değişiyor sanki. Bazı bölümlerde yarışma salonunda oturup performans izliyormuş gibi oldum Hele sonuçlar açıklanırkennn
Bu kitap bana müziğin sadece dinlenen bir şey olmadığını, insanın içine işleyen canlı bir duygu olduğunu hissettirdi… Son sayfaya kadar o heyecan hiç düşmedi. Bitirdiğimde sanki gerçekten büyük bir konserden çıkmış gibiydim
Dipnot olarak belirtmek isterim ki; spoiler sevmiyorsanız kitabın son sayfasına bakmadan okuyunuz çünkü kazanların listesi yer alıyor.!