2025 Booker Ödülü'nü kazanan “Beden”, bitirdiğimde uzun süre zihnimde dönüp duran kitaplardan biri oldu. Bu, büyük olaylarla değil; insanın içindeki boşluklarla, arzularıyla ve hayatın onu sürüklediği yönlerle etkileyen bir roman . Kitap, Macaristan'da mütevazı bir yaşam süren István'ın gençliğinden başlayıp yıllar boyunca değişen hayatını takip ediyor. Kitabın ilk 37 sayfası bazı okuyucuları rahatsız edebilir.
István ilginç bir karakterdi.
Çok konuşan, duygularını açıkça ortaya koyan biri değil. Hatta çoğu zaman hayatın onu sürüklediği yöne doğru gidiyor gibi görünüyor. Ama tam da bu yüzden gerçek geldi bana. Çünkü bazen insanlar seçim yapmaktan çok, başlarına gelenlerin içinde yaşamaya çalışıyorlar
Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey şu oldu: Bir insanın hayatını gerçekten kendi kararları mı şekillendirir, yoksa karşısına çıkan insanlar ve tesadüfler mi? István'ın gençliğinde yaptığı bir seçimden sonra hayatının bambaşka yönlere savrulmasını izlemek oldukça etkileyiciydi.
Roman boyunca sınıf farkları, güç, para, aidiyet ve erkeklik üzerine sessiz ama güçlü bir sorgulama var. Macaristan'daki sıradan bir hayattan Londra'nın zengin çevrelerine uzanan yolculuk aslında sadece ekonomik bir yükseliş değil; insanın kendini arayışının da hikâyesi gibi geldi bana.
En sevdiğim tarafı ise yazarın anlatımı oldu. Çok sade bir dili var ama o sadeliğin altında büyük bir ağırlık hissediliyor. Bazı cümleler sayfalarca anlatılabilecek duyguları birkaç satırda hissettirebiliyor.
David Szalay daha önce de Booker adaylığı yaşamış bir yazar. Bu romanıyla 2025 Booker Ödülü'nü kazanarak ödülü alan ilk Macar-Britanyalı yazar oldu.
Kısacası: “Beden”, olaylardan çok insanın iç dünyasını anlatan; başarı, arzu, yalnızlık ve aidiyet üzerine düşündüren bir roman oldu benim için.