Genellikle meşguliyeti başarı ile özdeşleştiren bir dünyada, tembelliği bir karakter kusuru olarak görmek kolaydır. Peki ya tembellik bir kusur değil de evrimsel mirasımızın bir ürünü ise?
Hikâye Ankara Esenboğa Havaalanında geçiyor. O gün çalışan dört arkadaş Tunç, Rana, Emre ve Selim görevlerinin başlarına geliyorlar hepsi için sıradan bir gün ama bir anda olaylar değişiyor ve kulede kitli kalıyorlar dışarıyla iletişimleri sıfır sadece pilotlara irtibat kurabiliyorlar ve yanlış bir şey söyledikleri her an farklı bir cezayla karşılaşıyorlar. Uçak düştü mü düşecek mi çarptı mı çarpışacak mı çok gerildim. Kontrol kulesindeki atmosfer çok başkaydı.. Kapalı alan hissi, zamanla yarışma duygusu ve yapılan en küçük hatanın bile büyük sonuçlar doğurabilmesi baya gericiydi
Karakterlerin psikolojisi de çok iyi yansıtılmıştı bence.
Herkes bir karar vermek zorunda kalıyor ama o kararların ağırlığı sürekli hissediliyor. Özellikle stres anlarında insanların gerçek yüzlerinin ortaya çıkması kitabı daha gerçekçi yapmış Selim’in o sakin duruşu yer yer beni çok şüphelendirdi, Rana ise içlerinde o şüpheyi bana hiç geçirmeyen oldu ta ki o bileti duyana kadar..
Kitapta gerilim sadece olaylardan değil, sürekli yaklaşan bir tehlike hissinden geliyor. Sayfaları çevirirken resmen zaman daralıyormuş gibi hissettim
Bazı sahneler gözümde direkt film gibi canlandı.
Kontrol kulesindeki telaş, karakterlerin birbirleriyle çatışmaları ve artan baskı hissi gerçekten çok sinematikti.
İlk kez Özgen Biçgin okuyan biri olarak, dili baya akıcı buldum. Özellikle teknik detaylarla duygusal gerilimi dengeli vermesi kitabın temposunu hiç düşürmemiş. Severek okuduğum bir kitap oldu. Tansiyonu yüsek kitaplar seviyorsanız kaçırmayın..
Kitabı okurken sanki eski bir tanıdığı yeniden görmüş gibi hissettim Çünkü daha önce “Mihrap”ta onun çocukluğunu, babasını kaybettiği o kırılgan dönemleri okumuştuk… Bu kitapta ise Mihrap büyümüş ama içindeki o samimiyet ve kırgınlık hâlâ aynı kalmış gibi. Canım Mihrap seni çok özlemişim. 🪻
Mihrap’ın yetişkinliğini okumak çok farklı hissettirdi bana. Hayatın ağırlığını taşımaya çalışan ama yine de mizahını kaybetmeyen bir karakter olmuş. Tam da bu yüzden kitap hem hüzünlü hem aşırı sıcak geldi. Unutmadan bir kere de evlenip boşanmış ancak ayakları üzerinde duramayınca hayat onu yine annesinin evine döndürmüş.
Bir yandan geçmişin yükü ve aile meseleleri var, diğer yandan öyle doğal diyaloglar ve anlar var ki bazı yerlerde gerçekten kahkaha attım. Sinem Sal’ın en sevdiğim tarafı sanırım bu; insanı bir sayfada duygulandırıp diğer sayfada güldürebiliyor Ne tamamen güçlü ne tamamen kırılmış… Hayatla baş etmeye çalışan normal bir insan gibi. Özellikle geçmişiyle kurduğu ilişki ve çocukluğundan taşıdığı eksiklik hissi hâlâ onun içinde yaşamaya devam ediyor
Kitapta en sevdiğim şeylerden biri de o “bizden biri” hissiydi. Karakterler konuşurken, tartışırken ya da dalga geçerken sanki roman okumuyor da birilerinin hayatına misafir oluyormuş gibi hissettim. Çok doğal ve samimi bir atmosferi vardı. Ah bir de o eski şarkılar.
Sinem Sal’ın dili yine çok akıcıydı. Abartılı olmadan duyguyu geçiriyor ve özellikle aile ilişkileriyle ilgili yazdığı sahneler baya içe dokunuyor.
🪻 Bu kitabın içinde hüzün de var, kahkaha da. Mihrap’ı yeniden görmek gerçekten çok güzeldi
.
.
.
Bizim ZamanımızSinem Sal · Karakarga Yayınları · 20211,843 okunma