Günler hiçbir umut olmadan, yavaş yavaş kuruyormuş gibi geçip gidiyordu. İçimden sürekli dua eder gibi düşünüyordum. İyi olacak, iyi olacak, bir gün buradan çıkacağım.
Geçmişteki o mutlu zamanların parlayan anıları, hafızamızın derinlerinden uyanıp bizi buraya getirmişti. Taze bir rüzgâr gibi içime doldu o günlerin havası.
İnsanlar hayatlarında birçok yol olduğunu, seçebileceklerini sanırlar.
Ben de öyle sanıyordum ama şimdi anladım. Bu kadercilik değildi. Aslında her daim insanın gideceği bir yol belirlenir.
Günlük alışkanlıklar, bakışlar, tekrar eden hayat yavaş yavaş o yolu çizer. Ve bir gün insan fark eder ki, kendini hiç tanımadığı bir yerde, kışın ortasında, bir çatının üstünde, bir su birikintisinin içinde, elinde katsudonla gökyüzüne bakarken bulmuştur.
Sesi uzaktan geliyordu. Sanki bir kablonun içinden geçip geceyi yararak bana ulaşıyordu. Gözlerimi kapattım. Sesini dinledim. Yalnız bir dalga sesi gibiydi.