#fundaokuyupyorumluyor
Singapur'da Japonlara esir düşen, iç denizin altındaki karanlık tünellerde köle olarak çalıştırılan Tazmanyalı savaş esiri babanın 3 yıl süren esareti sonucunda Tazmanya'daki ailesinin yanına dönmesi konu ediliyor.
Yazar, kitabında kendi ailesinin yaşadığı trajediler üzerinden 20. yy'ın karanlık tarihini aydınlatırken bireyin acısının aslında evrensel bir ses olduğunu da göstermiş. Aynı zamanda okuru geçmişin tozlu sayfalarına götürmekle kalmayıp insanı vicdanıyla da başbaşa bırakıyor.
1945, 2. Dünya Savaşı sırasında Hiroşima'ya atılan ve 60 bin kişinin ölümüne neden olan atom bombası ile İngilizlerin Tazmanya'daki yerli halklara uyguladığı soykırımdan Hiroşima'ya atılan atom bombasına kadar 20. yüzyılın kaderini değiştiren olaylarla ilgili sorular kitabın ana temasını oluşturuyor.
Romanda tarihin yalnızca büyük olaylardan oluşmadığını gösteriyor.
Flanagan, savaşın rakamlardan ve resmi anlatılardan ibaret olmadığını; her olayın ardında parçalanmış hayatlar, yarım kalmış hikâyeler ve unutulamayan acılar bulunduğunu güçlü bir şekilde hissettirir. Özellikle Hiroşima’ya atılan atom bombasına dair bölümler, insanlığın bilim ve güç uğruna ne kadar büyük yıkımlara sebep olabileceğini sorgulatır.
Yazar, okuru sadece geçmişi öğrenmeye değil, aynı zamanda düşünmeye ve vicdani bir hesaplaşmaya çağırır.
Eserde dikkat çeken bir diğer unsur ise unutmak ve hatırlamak arasındaki çatışmadır. Kitap boyunca karakterler geçmişten kaçmaya çalışsa da hafızanın insanın peşini bırakmadığı görülür. Flanagan’ın anlatımı, acının nesilden nesile aktarılabileceğini gösterir. Babasının yaşadıkları, yalnızca ona ait değildir; oğlunun hayatına, düşüncelerine ve yazarlığına da yansımış.
Tarihin acımasız sahnelerinin yer aldığı, otobiyografik kurgu ile harmanlanmış, insan psikolojinin temellerine indiren, duygusal yoğunluğu yüksek, düşündüren ve sorgulatan, kişisel deneyimlerle okuru sarsan bir hikayeye #soru7
Bu tarz okuma yapmayı sevenlerin bakması gereken eserlerden.
Kitapla ve sağlıkla kalın
#okudumbi̇tti̇