Ben ne okudum öyle arkadaşlar… Asya kültürüne ait daha önce çok okuma yapmamış olsam da hep merak ediyordum. Yazarın anlatımı sayesinde okurken hiç zorlanmadım.
Kitabımız, köylü bir kız olan Wei’nin kıtlık yüzünden yolunun saraya düşmesiyle başlıyor. Wei’nin amacı, Veliaht Prens Terren’in cariyesi olup ailesine yardım etmek ve küçük kardeşini okutabilmek. Fakat Terren, zalimliğiyle ün salmış biri ve Wei amacına ulaşabilmek için hem saray entrikalarıyla hem de Terren’in acımasızlığıyla baş etmek zorunda kalıyor.
Okumanın yasak olduğu bu dönemde gizlice okumayı öğrenen Wei, Terren’i yok edecek aşk şiirini yazmaya başlıyor. Zamanla Leydi Yin Wei’ye dönüşüp Açelya Hanedanı’nın ikinci oğlu Prens Terren ile evleniyor. Başlangıçtaki amacını hiç unutmayan Wei, zaman geçtikçe kendine yeni hedefler de belirliyor. Arkadaşlarının intikamını almak ve halkını Terren gibi zalim bir hükümdardan korumak için mücadele ediyor.
Yazdığı şiir, öğrendiği her yeni bilgiyle birlikte daha da güçlenirken Wei de saray içinde kendi ittifaklarını kurmaya başlıyor. Başlarda taht için en uygun kişinin birinci oğul Maro olduğunu düşünse de yaşadığı olaylar fikirlerini değiştiriyor. Ve bir noktadan sonra Wei artık sadece intikam istemiyor; bu halkın imparatoriçesi olmak istiyor.
İlk başlarda romantik ağırlıklı bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm ama beklediğimden çok daha politik ve karanlık bir hikâyeydi. Wei’nin zorlu yolculuğunu, planına sadık kalışını ve güçlü duruşunu okumak gerçekten çok keyifliydi. Yalan yok, Terren’in geçmişini öğrendikçe içindeki iyiliğin ortaya çıkmasını ve aralarında büyük bir aşk doğmasını bekledim…