Kitapçıda rafları dolaşırken, isminden dolayı kanımın ısındığı bir kitaptı #k:474431. Aynı zamanda Nermin Yıldırım'ın okuduğum ilk kitabıydı ve ba-yıl-dım.
“Üzülme ve bil ki dünya dediğin lüzumsuz bahçe, bazen her yer, bazen tek yer, bazen de hiçbir yerdir.”
Öncelikle konusu oldukça ilgi çekiciydi ama hikâyenin işleniş biçimi beni çok daha fazla etkiledi. Sonraki sayfada neyle karşılaşacağınızı tahmin etmek neredeyse imkânsız; ters köşelerle dolu bir anlatımı var. Özellikle son iki yüz sayfayı elimden bırakamadan, sürekli “Şimdi ne olacak?” diyerek okudum. Hatta son birkaç sayfada bile hâlâ şaşırmaya devam ediyordum.
Suad ve Behiye’nin günümüze uzanan hikâyesi ve bunun ortaya çıkış şekli gerçekten çok etkileyiciydi. Sonundan bahsetmiyorum bile. Karakterlerin iç dünyaları öylesine iyi aktarılmış ki insan ister istemez kendi ruhunun karanlık köşeleriyle de yüzleşiyor. Üstelik yalnızca ana karakterler değil, yan karakterlerin hikâyeleri de insanın içinde iz bırakıyor. Dünyanın farklı yerlerinde yaşanan savaşların benzer sonuçları, benzer kurbanları… Kelebeğin kanat çırpışının zaman boyunca yankılanan rüzgârı gibi; hepsini kalbinizde hissediyorsunuz.
Hikâyeyi ve kurguyu çok sevdim ama asıl beni büyüleyen şey yazım dili oldu. Çok şiirsel, çok ahenkliydi. Okurken yalnızca hikâyeden değil, cümlelerin akışından da ayrı bir zevk aldım. Benim için favori kitaplarımdan biri oldu. Tadı uzun süre damağımda kalacak bir kitap. Şiddetle tavsiye ederim.