Gönderi

Yaramaz Bir Çocuk Değil Yorulmuş Bir Kalp
10/10
·184 syf.··
2026 54. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 14:29
Bu romanı bitirdiğimde yaramaz bir çocuğun hikayesi ile baş başa kalmadım çok erken yorulmuş bir çocuğun iç sesini duydum sürekli. Zeze’ye dışarıdan bakan herkes onun haylazlığını görüyor ama kitap bana bunun çoğu zaman görünmek fark edilmek ve biraz olsun sevilmek için açılmış yanlış kapılar olduğunu düşündürdü. Bana göre romanın en güçlü yanı çocuğu kusursuz masumiyet diye parlatmaması. Zeze hem haşarı hem kırılgan hem çok zeki hem de çok yalnız. Tam da bu yüzden gerçek geliyordu. Kitabın çocukluk temasını ele alış biçimini çok samimi buldum hatta hayran kaldım. Çocukluk burada masum masallarla süslenmiş bir dönem değildi. Oyun var hayal var yeri geliyor kahkaha bile var ama bütün bunların üstünde sürekli hissedilen bir huzursuzluk da vardı. Zeze’nin en büyük şanssızlığı sadece fakir bir ailede büyümesi değildi çocuk gibi davranabileceği güvenli bir alanının olmaması. Evdeki öfke yorgunluk çaresizlik ne varsa dönüp dolaşıp ona çarpıyor bu yüzden kitap boyunca bir çocuğun nasıl yavaş yavaş içine kapandığını hissediyordum. Beni en çok etkileyen şeylerden biri de Zeze’nin gördüğü şiddeti bazen normal bir şeymiş gibi kabullenmesi oldu. Dayak yediği zaten ağır ama asıl can yakan taraf onun bazen bunu hak ettiğini düşünmesiydi. İşte kitap burada içinizi parçalayıp işliyor. Çünkü bir çocuğun kendisine yapılan kötülüğü kendi suçu sanacak noktaya gelmesi gerçekten çok çok acı. Okurken bazı yerlerde durup düşündüm bi sigara yakıp geri döndüm kitaba sevgi görmeyen bir çocuk zamanla kendisini de sevmemeye başlıyor. İnsanlar bazen acıdan sessizleşirmiş ahh Zeze :( Kitapta yoksulluk sadece arka planda duran bir detay değildi her satırın içinde yaşayan bir şey gibi. Bir oyuncak bir ayakkabı bir sigara parası bile mesele oluyor. Ama bence kitap sadece fakirlik anlatmıyor. Asıl eksik olan şey şefkat. Çünkü insan bazen açlığa dayanıyor ama sevgisizliğe dayanamıyor. Zeze’nin yaşadığı tam olarak buydu. Evde herkes kendi derdine gömülmüşken onun içindeki küçücük çocuk sesi yavaş yavaş kayboluyordun. Portuga ile kurduğu bağ da bu yüzden çok değerliydi benim için. Çünkü Zeze ilk defa gerçekten dinlendiğini önemsendiğini hissediyor. Portuga ona sadece iyi davranmıyor onu anlamaya çalışıyor. Bence kitabın en güzel tarafı burasıydı. Bir çocuğun hayatını değiştiren şey her zaman büyük mucizeler olmuyor. Bazen sadece birinin ona sevgiyle yaklaşması bile yetiyor çünkü. Şefkat bazen insanın hayatında duyduğu ilk gerçek cümledir. Minguinho ve Şeker Portakalı ağacı da bana göre sıradan bir çocuk hayali değildi. Zeze gerçek dünyada kendine yer bulamadığı için kendi içinde başka bir dünya kuruyordu. İnsan okurken. Bir çocuk yalnız kaldığında bazen ağaçlarla konuşurdu bazen hayallerle yaşıyordu çünkü başka sığınacak bir yeri yoktur. Kitap bunu öyle doğal anlatıyor ki insan hiçbir yerde yapay bir duygu hissetmiyor çok samimi içten. Bir başka ağır taraf da Zeze’nin çok küçük yaşta büyümek zorunda kalmasıydı. Çocuk yaşında insanların ne kadar kırıcı olabileceğini öğreniyor. Ölümü kaybetmeyi sevgisizliği çok erken tanıyor. Kitabın sonunda insan olgunlaştı demiyor ama İçinden sadece bu çocuk fazla şey yaşadı demek geliyor. Acıyı erken öğrenen çocukların gözleri başka bakarmış bu kitabı okurken hissettiğimde bu oldu gerçekten. Bazı insanlar kitabı fazla duygusal bulabiliyor bunu anlayabiliyorum. Ama bana göre Şeker Portakalı sadece okuyucuyu ağlatmak isteyen bir kitap değil. Çünkü içinde hayatın kendisi var. Haylazlık var komik anlar var utanma var gurur var küçücük mutluluklar var. Zaten Zeze’yi unutulmaz yapan şey de bu bence Hem kırılmış bir çocuk olması hem de içindeki sevgiyi tamamen kaybetmemesiydi üzümlü kekim benim Bu kitabı okuyacak arkadaşlara şunu söyleyebilirim. Eğer sadece çocuk kitabı diye başlarsanız sizi hazırlıksız yakalayabilir. Çünkü bu kitap aslında çocukluğun ne kadar hassas olduğunu anlatıyor. Özellikle bir çocuğun davranışlarının arkasında görünmeyen yaralar olabileceğini çok iyi gösteriyor. O yüzden bence sadece gençler değil yetişkinler de mutlaka okumalı. Hatta anne babaların öğretmenlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen bir çocuğa yaramaz demeden önce onun neden öyle davrandığını anlamak gerekiyor. Jose Mauro de Vasconcelos’a böyle bir karakter yarattığı için gerçekten teşekkür etmek lazım canıgönülden <3 Zeze sadece bir roman karakteri gibi kalmıyordu kitabı bitirdikten sonra insanın içinde yaşamaya devam ediyor. Onun yalnızlığına üzülüyor küçücük mutluluklarına seviniyor yaşadığı haksızlıklarda sinirleniyorsunuz. Bu kadar gerçek hissettiren kitaplar kolay yazılmaz muhteşem bir kitap. Henüz okumadıysanız Şeker Portakalı’nı kesinlikle ertelemeyin. Ama bu kitaba bir çocuk hikayesi gibi değil küçücük bir kalbin hayatta kalma mücadelesi gibi yaklaşın. O zaman Zeze’nin neden yıllardır unutulmadığını bende okuduktan sonra anladım siz de çok iyi anlayacaksınız Okuduğunuz için Teşekkürler
Alıntı
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275bin okunma
·
169 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çocukluk travmalarının yarattığı etkiyi yetişkinlikte çeken insanların durumu geldi gözümün önüne. Çocuk bu anlamaz diyerek çocukların yanında sarf ettiğimiz sözler, onları incitici davranışlar aslında öyle yaralar ve kalıplaşmış düşünceler bırakıyor ki bunu ilerisi yaşlarda anlıyor insan. Çok güzel bir inceleme olmuş, kaleminize sağlık 👏🙏
CaN
Gönderi Sahibi
Özlem Koyun Bilinçli ebeveynler çoğaldıkça sevgiyle eksik büyüyen çocuklar da azalır umarım 🙏🏻