A.J. Fikry karakterini ilk tanıdığımızda hayatla bağı neredeyse tamamen kopmuş biri görüyoruz. Eşini kaybetmiş, kitapçısı eski canlılığını yitirmiş ve insanlara karşı tahammülü oldukça azalmış durumda. Açıkçası romanın başlarında onu sevmek çok kolay değil. Hatta bazı tavırları fazlasıyla sert ve itici. Ama kitabın en güçlü yanı da burada başlıyor zaten Zevin, karakterini bir anda değiştirmiyor. Onu yavaş yavaş tanıyoruz. Kırgınlığını, yalnızlığını ve içten içe hala bir yere ait olma isteğini hissettikçe Fikry’ye karşı bakış açınız değişiyor. Roman boyunca kitapların insanlar arasındaki görünmez bağları nasıl kurduğunu okumak benim en sevdiğim detaylardan biri oldu. Özellikle her bölüm başındaki kısa kitap yorumları ve edebiyat göndermeleri hikayeye ayrı bir ruh katmış. Bir okurun başka bir okuru sadece sevdiği kitaplardan anlayabilmesi fikri bana çok samimi geldi. Kitaplarla yaşayan insanların dünyasına ait sıcak bir his vardı romanda. Maya karakterinin hikayeye dahil oluşuyla birlikte romanın tonu da değişmeye başlıyor. O noktadan sonra kitap sadece huysuz bir kitapçının hikayesi olmaktan çıkıp aile olmanın, yeniden sevebilmenin ve hayata ikinci kez tutunabilmenin hikayesine dönüşüyor. En çok sevdiğim şey ise kitabın bana şunu hissettirmesi oldu
İnsan bazen hayatını tamamen kaybettiğini düşündüğü anda bile yeniden başlayabiliyor. Üstelik bunu büyük mucizelerle değil küçük karşılaşmalar, doğru insanlar ve iyi kitaplarla yapabiliyor..