Huzursuzluk bana göre sadece bir savaş ya da aşk hikâyesi değil; insan kalabilmenin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu anlatan bir kitaptı. Hüseyin, insanlara yardım ederken bunu bir çıkar için yapmıyordu. Kendi hayatını, hatta ölüm ihtimalini bile göze alarak vicdanının peşinden gidiyordu. Hayatı zor ve küçücük olmasına rağmen mücadele etmekten vazgeçmedi.Kitapta beni en çok etkileyen şey ise dinin, ırkın ya da sınırların insanlığın önüne geçmemesiydi. Hüseyin için farklı olan insanlar da insandı. Belki de bu yüzden en zor olanı seçti; doğru bildiği şey uğruna kendi annesini bile karşısına alabilecek kadar insan kaldı. Sonunun ölüm olacağını bilmesine rağmen yine de vicdanını susturmadı.Meleknaz ise bana göre savaşın içindeki sessiz acıyı temsil ediyordu. Yaşadıkları onu yormuş olsa da içinde hâlâ kırılmamış bir umut vardı. Onun gözlerinde hem kaybolmuş bir hayatın hüznü hem de yeniden yaşayabilme isteği hissediliyordu. Belki de bu yüzden Hüseyin'in vicdanı ile Meleknaz'ın yaraları aynı yerde buluşuyordu.
Bence kitap, bazen insan olmanın bile cesaret istediğini gösteriyor. Ve Hüseyin, ölümü göze alarak insanlığı seçen bir karakterdi.