ilk bakışta oldukça sade bir intikam hikâyesi gibi görünse de ilerledikçe sürekli yön değiştiren, okuru şaşırtmayı bilen bir anlatıya dönüşüyor. Hikâyenin en güçlü taraflarından biri de Ruthye’nin anlatıcı rolü. Olayları sadece gördüğü şekilde değil; korkuları, öfkesi, umutları ve Supergirl’e duyduğu hayranlık üzerinden aktarması hikâyeye farklı bir duygu katıyor. Zaman zaman kendi düşüncelerinde tekrar hissi oluşsa da bu durum hikâyenin etkisini azaltmıyor, aksine karakterin yaşadığı travmaları daha gerçek hissettiriyor.
Çizgi romanın özünü “basit bir intikam arayışının galaksiler arası bir yolculuğa dönüşmesi” olarak özetlemek mümkün. Ruthye ve Supergirl, peşindeki adamı ararken onun ardında bıraktığı korkunç suçlarla yüzleşiyorlar. Bazı anlar gerçekten rahatsız edici ve sert; çünkü hikâye kötülüğü romantikleştirmek yerine onun yarattığı yıkımı göstermeyi tercih ediyor.
Ama bütün karanlığın arasında hikâyenin asıl gücü Supergirl’de saklı. Bu eser, onu sadece Superman’in kuzeni olarak değil; acı çekmiş, yalnız kalmış ama buna rağmen ayağa kalkmayı seçmiş güçlü bir kadın olarak anlatıyor. Özellikle kadın karakterlerin sadece “destekleyici” rollerde yazıldığı hikâyelerin aksine burada Supergirl hem fiziksel hem duygusal olarak hikâyenin merkezinde duruyor. Güçlü olmanın kusursuz olmak değil, yaşadığı acılara rağmen yoluna devam edebilmek olduğunu hissettiriyor.
Çizimler ise hikâyenin atmosferini inanılmaz taşıyor. Farklı gezegenler, uzayın boşluğu ve yabancı dünyaların tasarımları okuma deneyimini çok daha etkileyici hâle getiriyor. Bazı panellerde gerçekten kendimi uzayın içinde sürükleniyormuş gibi hissettim. Hikâyenin duygusal ağırlığı ile görsel dünyanın büyüklüğü çok iyi dengelenmiş.
Benim için bu çizgi roman sadece bir uzay macerası değil; öfke, kayıp, adalet ve umut hakkında güçlü bir hikâyeydi. Özellikle kadın kahramanların gerçekten derinlikli yazıldığı hikâyeleri sevenler için çok özel bir eser.