·160 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2026 05:31 Bebeğimi uyutmuştum. Gecenin kör vaktiydi... Daha önce gördüğümü sandığım fakat gerçek anlamda hiç tanışmadığım bir adamla karşılaştım. Gezgin... Hiç gitmediğim bir ülkenin bilmediğim bir şehrinin çocuğuydu. Benim sadece kan, gözyaşı ve ölümle adını duyduğum ülkenin içinden çıkagelmişti. Onun demesi ile Lübnan, Büyük Suriye'nin (Suriye, Lübnan ve Filistin içeren) bir Türk eyaletiydi. Burada Birşerri' de doğmuştu. O sorumsuz bir babadan olan fakat güçlü bir ruha sahip anneden doğan Halil Cibran. İşte süslü lafların bittiği o andaydım. Derler ki her şey yaşamla başlar. Peki ya sanatçılar, yazarlar için? Bana sorarsanız bunun tam tersi. Yaşam çok kısadır insan hayatında. Göz açıp kapayıncaya kadar geçermiş ya zaman...İşte bu istasyonda duruyor yelkovan.
Sanatçılar ve yazarlar ölüm köprüsünden geçince asıl olanı yaşamaya başlıyorlar. Ölümsüzlük...
Gelelim dostumuza, Halil Cibran'a...
Daha yaşam trenine biner binmez yoklukla karşılaşmış. Ardından göç, ölümler, kimlik karmaşası. Bir insanın neye, nereye, kime ait olduğunu bilememesi...Dilimiz, dinimiz, ırkımız farklı da olsa birçok insanın sorunu bu. Küçük dünyalarında yaşayan biz insanların kendini bulmaya çalışması belki de imtihanların en çetini.
Halil Cibran'da bir karmaşa içinde kalmış hayatının son dönemine kadar. Doğu ile batıyı anlamaya çalışmakla geçmiş ömrü. Bana biraz Peyami Safa anımsatmıştı. Onun da eserlerinde doğu ile batıyı sentezleme mücadelesi vardı. Sahi yüzyıllar boyunca anlamakta zorlanılan iki farklı medeniyet değil mi bunlar? Ben hâlâ mücadele içinde olsam da Halil Cibran, 48 yıllık hayatına sığdırdığı yüzlerce satır, sayfalar dolusu eskiz ve de eser sonucunda bulmuş kafasında ve ruhundaki karmaşaya yanıt:
"Şimdi biliyorum artık bütünün bir parçasıyım ben; kürenin bir parçası... Nereye uyduğumu artık keşfettim: Ben bir bakıma küreyim ve kürede ben."
Arayış içinde olan insanoğluna çok güzel bir dokunuştu bu. Kendisi zorluklarla mücadele ederken var olmaya çabalarken dünyanın tanıdığı şahsına münhasır bir adam oluvermişti. 1800'lerin sonu 1900'lerin başında var olmuş ve bu kısacık ömrüne çok eser sığdırmıştı. O onunla tanıştığım en kıymetli eserini Ermiş'i yazan adamdı. Ermek, kolay değildi ama o bunu güzel yazmıştı. Kendisinin de dediği gibi "Ermiş tek bir şey söylüyor: Sen sandığından çok ama çok büyüksün ve her şey yerli yerinde."
Umarım her insan kendinde olan gerçek değerin farkına varır ve bunu iyi işler yapmada kullanır. Herkes içindeki insanlığın farkına varsa senin gibi binbir zorlukla yaşayan göç etmek zorunda kalan zulüm gören savaş mağduru, özgürlüğü elinden alınmış nice çocuk bu durumda olmaz.
İyi ki seni tanıdım Halil Cibran..
Sürçilisan ettiysem affola.